Alabama Üniversitesi jeoloji bilimleri profesörü Barton, "Duvar parlak yeşildi. Görebileceğiniz en parlak yeşil renkti ama mikroplar tam karanlıkta yaşıyordu" diyor.
Amerika'nın New Mexico eyaletinin güneyindeki Chihuahuan Çölü'nün derin kayalık kanyonlarının altında, 119 mağaradan oluşan bir ağ uzanıyor.
Carlsbad Mağaraları Milli Parkı'ndaki bu mağaralar, sülfürik asidin kireçtaşı kayaları eritmesi sonucu dört ila 11 milyon yıl önce oluşmuş.
Parkın başlıca cazibe merkezi, yaklaşık 1.200 metre uzunluğunda ve 200 metre genişliğindeki devasa mağaranın tavanından sarkan parıldayan sarkıtlarıyla Carlsbad Mağarası.
Her yıl yaklaşık 350.000 kişi Carlsbad Mağarası'nı ziyaret ediyor, ancak çoğu kişi bu mağaranın son on yılın en şaşırtıcı bilimsel keşiflerinden birine sahne olduğunu hiç bilmiyor.
Görünüşte zifiri karanlıkta, mikroplar enerji için ışığı kullanabiliyorlar. Bu, galaksimizde en yaygın yıldız türü olan kızıl cüce yıldızların yaydığı ışığın aynısı.
Barton, bunun, daha önce düşünülenden daha fazla yerde uzaylı yaşamı arayabileceğimiz anlamına geldiğini söylüyor.
Uppsala Üniversitesi'nden mikrobiyal biyolog Lars Behrendt, 2018 yılında doktorasını yeni bitirmişti. Ayrıca bir akademik ödül almış ve bu sayede bir miktar para kazanmıştı. Barton ile iletişime geçerek ona bir keşif gezisine eşlik edip etmeyeceğini sordu. Şans eseri, Barton kabul etti.
Barton, Carlsbad Mağarası'nda turistlerin izlediği yoldan inip bir köşeyi döndüğünü belirterek, "O yolu belki 40 kez yürüdüm. O köşeyi dönüyorsunuz ve arkanızda tamamen karanlık bir oyuk var" diye anlatıyor.
20 yılı aşkın bir süredir yeraltının derinliklerindeki mikroskobik yaşamı incelemesine karşın sonrasındaki manzara Barton'ı da çok şaşırttı.
Behrendt, duvara bir el feneri tutmuştu. Girinti zifiri karanlıktı ama ışık, duvardaki yeşil mikroplar örtüsünü ortaya çıkarmıştı.
Daha sonra yapılan testler bunların bakterilerle akraba tek hücreli organizmalar olan siyanobakteriler olduğunu gösterdi. Ancak çoğu bakteriden farklı olarak, siyanobakteriler (mavi-yeşil algler olarak da bilinir) güneş ışığını kullanarak besin üretiyor.
Barton, "Mağaranın derinliklerine doğru ilerlemeye başladık" diyerek anlatmaya devam ediyor:
"Sonunda el feneri olmadan göremeyeceğimiz kadar karanlı bir noktaya geldik. Yüzümüzün yaklaştırdığımız elimizi görebilmek için bile kask lambası kullanmak zorunda kaldık. Buna karşın yine de duvarda yeşil pigment vardı."
Bitkiler, ışık enerjisini emen klorofil adlı bir kimyasal madde sayesinde yeşil renk taşıyor. Fotosentezde bu enerji, karbondioksit ve suyu glikoz ve oksijene dönüştürmek için kullanılıyor. Bu süreç siyanobakterilerde de hemen hemen aynı. Ancak burada, mağarada güneş ışığı yoktu.
Peki neler oluyordu?
Mağaradaki siyanobakterilerin, yakın kızılötesi ışığı yakalayabilen özel bir klorofil türü olduğu ortaya çıktı. Bu ışık, görünür ışıktan daha uzun dalga boyuna sahip ve elektromanyetik spektrumda kızılötesinin hemen önünde yer alıyor. İnsan gözüyle algılanamıyor.
Bitkiler ve siyanobakteriler fotosentez için klorofil a kullanırken, Carlsbad'deki mağaralarda siyanobakteriler, yakın kızılötesi ışıktan enerji üretebilen klorofil d ve f kullanıyor.
Görünür ışık mağaraların içine sadece birkaç yüz metre girebilirken, yakın kızılötesi ışık kireçtaşı kayaların yansıtıcı özelliği sayesinde çok daha uzağa ulaşabilir.
Barton, "Mağaradaki kireçtaşı kayalar görünür ışığın neredeyse tamamını emer. Ancak yakın kızılötesi ışık için mağaralar adeta ayna dolu bir salon gibidir" diyor.
Aslında, araştırmacılar mağaranın en karanlık olan arka kısmındaki ışığı ölçtüklerinde, yakın kızılötesi ışığın yoğunluğunun girişe göre 695 kat daha fazla olduğunu gördüler.