VİYANA - SNmedia.at/ Avrupa Birliği'nde (AB) iltica hakkının askıya alınması değerlendiriliyor. Ancak bu ihtimal, AB'nin temel haklarından birinin askıya alınmasının hem emsalsiz hem de tehlikeli olacağını düşünen bazı solcu siyasetçiler ile Avrupa'nın iltica sisteminin ön saflarında çalışan kesimlerde şimdiden alarm zillerinin çalmasına yol açtı.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, bu ayın başında yaptığı Birliğin Durumu konuşmasında, iltica hakkının askıya alınmasının önünü açabilecek bir acil durum çerçevesi oluşturulmasını önerdi. Tartışmalı öneri bazı başkentlerden şimdiden destek gördü.

Teklif, temmuz sonunda Fas'tan 82 bin düzensiz göçmenin kitlesel biçimde giriş yaptığı Ceuta krizine yanıt olarak gündeme getirildi. Bu kişilerin birkaç bini hâlâ İspanya'nın Kuzey Afrika'daki toprağı Ceuta'da başvurularının değerlendirilmesini bekliyor.

İltica talep etme hakkının askıya alınması AB düzeyinde bir ilk olacak ve mevcut göç politikasından köklü bir kopuş anlamına gelecek. Böyle bir adımın ciddi tepki çekmesi bekleniyor.

Mevcut kurallara göre bir AB ülkesinde bulunan her yabancı, Birliğe nasıl girdiğine bakılmaksızın iltica başvurusunda bulunma hakkına sahip. Her başvuru bireysel olarak değerlendiriliyor.

ABD ve Danimarka, Grönland'ın güvenliği konusunda anlaşmaya vardı
ABD ve Danimarka, Grönland'ın güvenliği konusunda anlaşmaya vardı
İçeriği Görüntüle

İltica ilkesinin değiştirilmesi ise "toplu geri itmelere" izin verilmesi anlamına gelebilir. Bu durumda göçmenler kişisel durumları dikkate alınmadan AB dışına gönderilebilir.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne (UNHCR) göre bu uygulama, geri göndermeme anlamına gelen non-refoulement ilkesini ve göçmenlerin temel haklarını ihlal edebilir. Çünkü kişiler işkence, insanlık dışı muamele ya da yaşam ve özgürlüklerine yönelik tehditlerle karşılaşabilecekleri yerlere geri gönderilebilir.

UNHCR, Euronews'e yaptığı açıklamada, "Göç baskısının yaşandığı dönemlerde dahi devletler, iltica talebinde bulunan kişilerin iltica prosedürlerine erişimini güvence altına almak zorundadır ve uluslararası hukukun bu önemli ilkesinden sapamaz," dedi.

Von der Leyen ise acil durum çerçevesinin yalnızca "katı biçimde tanımlanmış kriterler" altında devreye sokulacağını ve "standart prosedürlerde süreyle sınırlı ve açık biçimde tanımlanmış esneklik" sağlayacağını söyledi.

Bir Komisyon yetkilisi Euronews'e, teklifin ne zaman sunulacağına ilişkin henüz net bir takvim bulunmadığını ve ayrıntıların da belirsizliğini koruduğunu söyledi. Yetkiliye göre konunun, cumartesi günü Münih'te 18 Avrupa ülkesinden bakan ve temsilcilerin katılacağı Göç Konferansı'nda ele alınması bekleniyor.

Bu arada sivil toplum kuruluşları ve Avrupa Parlamentosu üyeleri, hükümetlerin mevcut iltica güvencelerini devre dışı bırakmasına izin verecek herhangi bir mekanizmaya şimdiden karşı çıkıyor.

Göç konularında öne çıkan isimlerden İtalyan Sosyalist Avrupa Parlamentosu üyesi Cecilia Strada, Euronews'e yaptığı açıklamada, "Bu, AB değerlerinin bir başka parçasının daha ortadan kaldırılması anlamına gelir," dedi.

Strada, "istisnai koşulların" AB hukukuna göre yasa dışı olan geri itmeleri meşrulaştırmak için yalnızca bir bahane olduğunu savundu.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), çeşitli kararlarında Yunanistan, Litvanya ve Polonya'yı bu uygulama nedeniyle mahkûm etmişti.

Belgesiz Göçmenlerle Uluslararası İşbirliği Platformu (PICUM) Direktörü Michele LeVoy da Euronews'e, "Bu, insanların şiddet veya ölümle karşılaşabilecekleri yerlere geri itilmesine yol açar," dedi.

Bununla birlikte Ceuta'ya yaşanan kitlesel düzensiz göçmen akını, iltica hakkına ilişkin daha geniş bir tartışmayı da tetikledi.

Kriz sürerken bazı ülkeler acil toplantı çağrısında bulundu. İtalya ise İspanya ile hava ve deniz sınır kontrollerini bir aylığına yeniden uygulamaya koydu. Bu adım Schengen Bölgesi içindeki serbest dolaşımı sekteye uğrattı.

Bazı ülkeler geçmişte iltica hakkını askıya almaktan da kaçınmadı.

Yunanistan, Mart 2020'de iltica başvurularının işleme alınmasını bir ay süreyle durdurdu. Temmuz 2025'te ise Doğu Libya'dan deniz yoluyla gelenlerin sayısındaki ani artışın ardından bu uygulamayı üç ay boyunca yeniden devreye soktu.

Polonya da Mart 2025'te, Rusya ve Belarus'un göçmenleri araçsallaştırdığı dönemin zirvesinde, Belarus sınırından geçen göçmenler için benzer bir önlem uyguladı.

Her iki durumda da geçici askıya alma kararları ulusal parlamentolar tarafından onaylandı ve AB bu önlemlere itiraz etmedi.

İlk askıya alma uygulaması sırasında von der Leyen de kararı eleştirmedi. Türkiye sınırına yaptığı tartışmalı ziyarette Yunanistan'ı "Avrupa'nın kalkanı" olarak nitelendirdi.

Front-Lex adlı sivil toplum kuruluşunun eş direktörü Iftach Cohen, Euronews'e, "Geçmiş performansına bakıldığında, üye devletlerin bir sınırın baskı altında olduğuna karar verdikleri her durumda ilticayı askıya almalarına izin verecek bir mekanizma beklememiz gerekiyor," dedi.

Kaynak: Euronews