İnce Memed'in tüfeği Yaşar Kemal'in kalemi

Yaşar Kemal, Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilen ilk Türk yazar olarak Türkiye'nin de Türk edebiyatının da tarihine geçti. Hak ettiği Nobel ödülü kendisine verilmemiş olsa da Yaşar Kemal, fikirleri ve onları kaleme aldığı eserleriyle adını dünya edebiyatına yazdırdı. Hayatın ızdıraplarıyla henüz çok küçük yaşlarda karşılaşan Yaşar Kemal, başyapıtı 'İnce Memed' gibi ömrü boyunca haksızlığa ve zulme karşı savaştı. 'İnce Memed', bunu silahıyla yaparken Yaşar Kemal kalemini kullandı. Tüm eserlerinde insanın, doğanın ve hayvanların kısacası hayatın ne büyük ölçüde kıymetli, insanca yaşamanın ve yaşatmanın hiçbir şartta vazgeçilmemesi gereken bir ülkü olduğunu anlatmaya çabalayan Yaşar Kemal, 28 Şubat 2015'te vefat ettiğinde gerisinde her nesle yol gösterecek, zor günler için ilham verecek, güzel bir gelecek için umut aşılayacak Türkiye için gurur kaynağı olan eserler bıraktı

İnce Memed'in tüfeği Yaşar Kemal'in kalemi

Kaldırıma oturmuş, önümdeki karıncaların burun buruna çarpışma pahasına yuvalarına yiyeceklerini neden hep tek sıra halinde taşıdığına kafa yorarken bir gölge belirdi. Başımı kaldırdığımda Mersin'de komşumuz olan Fransız kökenli ailenin 18 - 19 yaşlarındaki kızı Juset'i gördüm. Elindeki kitabı bana uzatıp "Seni pencereden görüp geldim. Al bu kitabı oku. Ben okudum, çok güzel bir roman. Hem romanın kahramanıyla isimleriniz aynı" dedi.
Kapağında at sırtında dört nala koşan tüfekli bir adam resmedilmesi o yaştaki bir çocuk için yeteri kadar heyecan vericiydi. Hediye almak ise heyecan kere heyecanlıydı. Zaten karıncaların davranışlarını bir türlü çözememiştim. Kitabı alıp, yalnız kalmak istediğim zamanlarda olduğu gibi yine evimizin bahçesindeki dut ağacının tepesine çıkıp okumaya başladım.
'İnce Memed'...
Henüz 10 yaşındaydım.
'İnce Memed'i bir çırpıda okuyup bitirdim.
Yaşar Kemal'in başarısının alamet-i farikası buydu.
Eserlerini içeriği açısından da yazım dili açısından da her yaştan ve milletten kişiye bir çırpıda okutuyordu.

Yazdığı 'İnce Memed'de haksızlığa ve zulme karşı silahla mücadele ederken Yaşar Kemal, aynı çabayı hayatı boyunca fikirleri ve onları kağıda döktüğü kalemiyle gösterdi. Yaşar Kemal, tüm eserlerinde insanın, doğanın ve hayvanların kısacası hayatın ne büyük ölçüde kıymetli, insanca yaşamanın ve yaşatmanın hiçbir şartta vazgeçilmemesi gereken bir ülkü olduğunu anlatmaya çabaladı. Türkiye ve yurt dışında verilen ödüllere, nişanlara ve fahri doktoralıklara layık görülmesi, hakkında yazılan kitap sayısı, eserlerinin onlarca dile çevrilmesi Yaşar Kemal'in neden Türk edebiyatının unutulmaz yazarı ve şairi olduğunu en iyi şekilde ifade ediyor.

Doğum adı Kemal Sadık olan Yaşar Kemal, Van - Erciş'te çiftçilikle geçinen Luvan Aşireti'nden Sadık Efendi ile Nigar Hanım'ın oğlu olarak Cumhuriyet'in kurulmasından 26 gün önce doğdu.
Sadık Efendi, I. Dünya Savaşı sırasında 1915'te Van'ın Ruslar tarafından işgal edilmesi üzerine bölüm bölüm Diyarbakır, Urfa ve Antep'te yaşadı. En son yerleşme adına Osmaniye'nin Türkmen köyü Göğceli'de karar kılan Sadık Efendi, yerleşik hayata geçince göç sırasında karşılaşıp himayesine aldığı, kimi kimsesi olmayan Yusuf adlı genci evlat edindi.
Sadık Efendi'nin öz oğlu Kemal Sadık, göçten sonra yerleştiği Göğçeli'de doğdu.

"Babam, anam Doğu Anadolu'dan, 1915'te Rus ordusu Van'ı işgal edince, oradan bir buçuk yılda Çukurova'ya gelerek bu köye yerleşmişler. Köyde bizimkilerden başka Kürtçe konuşan hiç kimse yoktu. Ben kendimi bildiğimde Kürtçe sadece bizim evin içinde konuşuluyordu. Ben doğduğumda babam çok yaşlı, belki elli yaşın üstündeydi, anam da çok gençti. On yedi yaşında. Evde babamın bir kardeşi, onun karısı, bir de akrabaları olan bir genç kız vardı. Amcamın karısının bir elini Van'da top gülle parçası almış götürmüştü. Aile bir bey ailesiydi. Ailenin mensup olduğu Luvan aşiretinin son beyi Gulihan Bey, babamın amcasıydı"

GÖZÜNE BIÇAK SAPLANDI
Kemal Sadık, hayatının ilk ızdırabını henüz üç buçuk yaşlarındayken yaşadı. Kurban kesimi sırasında deriyi yüzerken halasının kocasının elindeki bıçak kayarak Kemal Sadık'ın sağ gözüne saplandı. Bunun üzerine sağ gözü görme yetisini tamamen kaybetti.
Kemal Sadık için ızdırapla başlayan hayat, aynı şekilde de devam etmeye kararlıydı.
Yusuf, bir gün camide namaz kılarken Sadık Efendi'yi oğlu Kemal Sadık'ın gözü önünde bıçaklayarak öldürdü. Köylülerin iddiasına göre Nigar Hanım ile Yusuf'un eşi bir tartışma yaşamıştı. Buna kızan Yusuf, hıncını kendisine sahip çıkan Sadık Bey'i öldürerek aldı. Yine iddialara göre Yusuf, cinayeti işledikten sonra dağa çıkıp eşkıya oldu. 48 - 49 yaşlarında ise öldü.

ÖLDÜĞÜNDEN DOLAYI BABASINA KIZDI
Kemal Sadık, önce sağ gözünü, sonra da babasını kaybetmesi üzerine yaşadığı şok üstüne şokla kekeme oldu. 8 yıl süren kekemeliği 12 yaşında sona erdi.

"Ben dört buçuk yaşındayken, babam camide namaz kılarken onu, Van'dan gelirken ölümden kurtarıp besleyip büyüttüğü Yusuf adındaki oğulluğu yüreğinden bıçakladı. Ben, babamın camide namaz kılarken yanındaydım. Hançerlendiği akşamdan sonra, sabaha kadar 'yüreğim yanıyor' diye ağladım. Ardından kekeme oldum. Babamın ölümü de beni çük üzdü. Babamın ölümüne uzun yıllar inanamadım ve onun mezarına hiç gitmedim. Uzun yıllar mezarın yanından bile geçmedim. Öldüğünden dolayı da ona derinden kırıldım, küstüm. 12 yaşıma kadar zor konuştum. Yalnız türkü söylerken kekemeliğim geçiyordu. Hiç kekelemiyordum. Kitap okurken de, okur yazar olduktan sonra da hiç kekelemedim. 12 yaşımdan sonra kekemeliğim geçti."

Yaşar Kemal, ilk zamanlar gitmek istemediği babasının mezarını sonraları sık sık ziyaret etti.

OKULA 9 YAŞINDA BAŞLAYABİLDİ
Babasızlık, babasızlığın verdiği yoksunlukla yaşanan yoksulluk, sağ gözünün görememesinin meydana getirdiği içe kapanıklık, okula 9 yaşında başlayabilmesinin sonucu oluşan sosyalsizlik, Kemal Sadık'ı hayata tutunma adına yazmaya yönlendirdi.
Önceleri şiir yazan Kemal Sadık, âşık olabilmek için saz çalmayı öğrendi. Küçük yaşta arkadaşı Mecit ile düğünlerde, bayramlarda atışması annesini ziyadesiyle endişelendiriyordu. Eşi öldürüldüğünde çok genç olan, töreler gereği kaynı Tahir Efendi ile evlenen Nigar Hanım, oğlunun âşık olup diyar diyar gezmek için yanından ayrılmasından endişe ederek saz çalmasına şiddetle karşı çıktı. Annesinin engellemesiyle saz çalamasa da şiir yazmaya devam eden Kemal Sadık, o günlerde olamasa da birkaç yıl sonra başka bir amaç için Çukurova'yı diyar diyar gezecekti.

DEVAMSIZLIKTAN OKULDAN ATILDI
Kemal Sadık'ın 'Seyhan' adını verdiği ilk şiiri henüz 16 yaşındayken Adana Halkevi'nin dergisi olan 'Görüşler'de yayımlandı. Hayatın kendisine yaşattığı ızdıraplara karşı kalemle mücadele eden Kemal Sadık Gökçeli'nin şiirleri daha sonra Varlık, Kovan, Ülkü, Millet, Beşpınar dergileriyle Türksözü, Yeni Adana ve Vakit adlı gazetelerde yayımlandı.
Kemal Sadık Gökçeli, ortaöğreniminin son sınıfında hayatın bir başka ızdırabıyla karşılaştı. O yıl, uzun süren bir hastalığından dolayı 3 ay devamsızlık yapınca yatılı olarak okuduğu Türk Maarif Cemiyeti'nden tasdikname aldı. Gökçeli, babasının öldürülmesi, sağ gözünü kaybetmesi, öğrencilikten uzaklaşması ve yoksulluğun ruhunda açtığı yaraları sarmak için yazdı yazdı yazdı... (Kemal Sadık, okula 'Sadıkoğlu Kemal Yaşar' olarak kaydettirildi.)

Yaşar Kemal'in gazetede çalıştığı zamanlardaki 'Damlataşın Hikâyesi' belgeseli için 1955'te yaptığı araştırmada çekilen bir fotoğrafı.

IRGATLIK YAPTI
Tasdikname aldıktan sonra elinin ekmek tutma zamanı geldiğini düşünen Kemal Sadık Gökçeli, sırasıyla Kuzucuoğlu Pamuk Üretme Çiftliği'nde ırgat katipliği, Adana Halkevi Ramazanoğlu Kitaplığı'nda memurluk, Zirai Mücadele'de ırgat başlığı, Bahçe Köyü'nde öğretmen vekilliği, pamuk tarlalarında ırgatlık, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaparak toplumu ve insanları derinden derinden gözlemleme fırsatı buldu.

Yaşar Kemal, yolunun düştüğü zamanlarda gençliğinde ırgatlık yaptığı pamuk tarlalarına gitti.

ÇUKUROVA HALK HİKÂYELERİNİ 'AĞIT'TA TOPLADI
Kemal Sadık Gökçeli, 1940 - 1941 arasında Çukurova'yı adım adım dolaşarak mâni, ağıt, türkü, tekerleme, destan ve halk hikâyelerini topladı. Bu çalışmasının sonucunda geleneksel kültürü ve sözlü edebiyatı özümseyen Gökçeli, gezisi sırasında derlediklerini 1943'te 'Ağıtlar' adıyla kitaplaştırdı.
Bu dönemde tanıştığı Abidin Dino'nun tavsiyesiyle okuduğu Miguel de Cervantes'in 'Don Kişot'undan ziyadesiyle etkilenen Kemal Sadık Gökçeli, Batı edebiyatı eserlerini daha çok okumaya başladı. 1942 - 1943 arasında kütüphane hizmetlisi olarak çalıştığı dönemde birçok dünya klasiğini okuma fırsatı bulan Gökçeli, Homeros geleneğinden gelen 'Ilyada ve Odysseia'nın epik tür ve anlatım biçiminden ziyadesiyle etkilendi. Kemal Sadık Gökçeli, Lev TolstoyAnton ÇehovFyodor DostoyevskiMarie Henri-Beyle Stendhal ve John Steinbeck'ten de ektilenmesiyle 1946'da hikâyeye yönelerek 'İnce Memed'i yazmaya başladı.

Yaşar Kemal, Sivrialan'da ziyaret ettiği Âşık Veysel ile türkü söyledi.

DEĞİŞMENİN ROMANCISI
Geleneksel kültürü ve sözlü edebiyatı özümseyen, yerelden yola çıkıp genele ulaşmak amacını güden Kemal Sadık Gökçeli, hikâyelerinde 'mitos' ile 'epos' geleneğini birleştirmeye yöneldi. Bunu yaparken kendisini 'değişmenin romancısı' olarak tanımlayan Gökçeli, feodalitenin çöküşü ve yeni bir toplumsal yapının ortaya çıkmasının, değişimin toplumsal çerçevesini belirlediğini söyledi. Hikâye yazarlığının ilk yıllarında çok iyi bildiği Çukurova'dan beslenen Kemal Sadık Gökçeli, halkın geri kalmışlığı, köy hayatının sefaleti ve ağaların tüm yöreye hâkim olmasına karşı bir isyan öyküsü olarak 1947'den beri kaleme aldığı 'İnce Memed'i 1953'te bitirip 1955'te yayımladı.

YAZARLIK İŞİ BULAMAYINCA KÖYE DÖNDÜ
Kemal Sadık Gökçeli, Kayseri'deki askerlik görevini tamamladıktan sonra bir gazetede yazma arzusu nedeniyle İstanbul'a taşındı. Gökçeli, bir süre işsiz kaldıktan sonra Fransızlara ait bir gaz şirketinde bulduğu işle kontrol memurluğu yaptı. O iş, Kemal Sadık Gökçeli için geçimini ve İstanbul'da tutunmasını sağlayacak geçici bir işti. Asıl amacı olan yazarlık için 2 yıl boyunca iş bulamayan Gökçeli, 1948'de Adana'ya dönerek Kadirli'deki çeltik tarlalarında kontrol memurluğu yaptı.

VE 'YAŞAR KEMAL'İ KULLANMAYA BAŞLADI
O sıralarda halkın yaşadığı zorlukları dile getirdiğinde Komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle 1950'de tutuklanan Kemal Sadık Gökçeli, bir yıl Kozan Hapishanesi'nde yattı. Hapis hayatının halkın sorularını dile getirme adına daha çok kamçıladığı Gökçeli, tahliye olduktan hemen sonra yeniden İstanbul'a gitti. İkinci İstanbul seferinde Nadir Nadi'den aldığı teklifle düzeltmen olarak girdiği Cumhuriyet Gazetesi'nde bir süre sonra Anadolu insanının iktisadi ve toplumsal sorunlarını ele alan yazılar yazmaya başlayan Kemal Sadık Gökçeli, 'Yaşar Kemal'i de ilk kez o yazıların imzası için kullandı.
Gazetede aynı zamanda röportajlar yapıp, belgeseller de hazırlayan Yaşar Kemal, 'Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün' başlıklı röportajıyla Gazeteciler Cemiyetinden 'Özel Başarı Armağanı' ödülünü kazandı.

Yaşar Kemal, "Çakırcalı'yı Biz Öldürdük" başlıklı yazı dizisi için 1956'da gittiği Kobaşlar'da köylüler tarafından böyle karşılandı.

ŞEHİR VE ŞEHİR İNSANLARINI DA YAZDI
Doğup büyüdüğü Çukurova'da gördüklerinin, duyduklarının temelinde insanların tabiat ve şartlar karşısındaki mücadelesini anlatan Yaşar Kemal, 1950'lerde tarımdan sanayiye geçiş sürecinde makineleşmenin başlamasıyla ortaya çıkan bir başka rant kavgası ve bu kavganın yoksul halk üzerindeki etkilerinden de feyz almaya başladı. Yaşar Kemal, 1970'li yılların ortalarından itibaren şehri, şehir insanlarını, deniz insanları da konu edindi. Aynı zamanda arka planında Balkan Savaşı, Sarıkamış Savaşı, Çanakkale Savaşı ve mübadele gibi yakın dönem tarihine yer verdiği eserler de üretti.

'SARI SICAK' İLE GIPTA EDİLEN YAZAR OLDU
Önce 'İnce Memed'in yazımına başlasa da Yaşar Kemal'in tamamlayıp yayımladığı ilk eseri 'Sarı Sıcak' oldu. 1952'de yayımlanan, temelinde yoksulluk, şiddet, dayanışma, yozlaşma, doğa tutkusu ve insan - doğa çatışmasını işlediği 'Sarı Sıcak' ile edebiyat dünyasında gıpta edilen bir yazar haline geldi. Anadolu halkının yokluğa, açlığa, unutulmuşluğa karşı verdiği insanüstü mücadelesini,  hayatta kalma çabalarını anlatttığı 22 hikâyenin yer aldığı 'Sarı Sıcak', Yaşar Kemal'in ülkece tanınan bir yazar olmasını sağladı.

"Eğer bir insanda azıcık insanlık varsa yalan söylemez. Dedikodu yapmaz. Dedikoduyla bir insanı vurmak, küçültmek insanlıktan çıkmış, bozulmuş, çürümüş, elinden hiçbir şey gelmeyen, elinden hiçbir şey gelmediğini kabul edecek kadar düşkünleşmiş bir insanın kârıdır. Bu duruma gelmiş bir insanı karşına almak onun durumuna düşmek olur."  

EŞİNİN ÇEVİRİLERİYLE YURT DIŞINDA DA OKUNMAYA BAŞLADI
'Sarı Sıcak' ve gazetedeki yazılarıyla, röportajlarıyla kısa sürede mesleğinin güzidelerinden olan Yaşar Kemal, 1952'de özel hayatı ve kariyeri için çok önemli olacak bir karara vararak II. Abdülhamid'in baştabibi Jak Mandil Efendi'nin torunu Thilda Serrero ile evlendi.
Thilda Serrero Gökçeli, Yaşar Kemal'in mutlu bir yaşam sürmesinde de uluslararası edebiyatta tanınan bir yazar olmasında da başrol oynadı. İngilizce, Fransızca ve İspanyolca bilen Thilda Serrero Gökçeli, önce Yaşar Kemal'in 7 eserini yabancı dillere çevirdi. Daha sonra yurt dışındaki  yayınevleriyle irtibat kurup eşinin eserlerini yayımlattı. 

Thilda Serrero Gökçeli - Sabahattin Eyüboğlu - Yaşar Kemal (1960)

Ve 'İnce Memed'...
Bereketli Çukurova topraklarını rant haline getiren ağaların zulmüne karşı direnmek için dağa çıkıp eşkıya olan 'İnce Memed'in mücadelesini anlatan Yaşar Kemal'in başyapıtı 'İnce Memed', Türkiye'de edebiyat çevrelerinde de halkın nazarında da büyük beğeni kazanırken roman, ilk önce Bulgarca'ya çevrildi. 1959'da Nazım Hikmet, Rusça'ya; 1961'de Edouard Roditi ile Thilda Serrero Gökçeli, İngilizceye; Güzin Dino ise Fransızcaya çevirdi.
'İnce Memed', 1955 - 1987 arasındaki 32 yılda 4 seri halinde yayımlandı.

İnce Memed I (1955)
İnce Memed II (1969)
İnce Memed III (1984)
İnce Memed IV (1987)

POLİTİKAYA GİRDİ AMA POLİTİK İHTİRASI OLMADI
1962'de Mehmet Ali Aybar'ın kurduğu Türkiye İşçi Partisi'ne girerek politikaya atılan Yaşar Kemal, partinin emekçi sınıfından koptuğunu söyleyerek istifa ettiği güne kadar merkez yürütme kurulu üyeliği yaptı. Yaşar Kemal, 1971'de Abdi İpekçi ile yaptığı röportajda siyasete girmesini şöyle özetlemişti; "Mehmet Ali Aybar'ın başkan olduğu bu partiye 1962'de girdim. Elimden geldiğince de çalıştım. Benim hiçbir politik ihtirasım olmadı, olmayacak. Bunda kararlıyım. Amma emekçilerin yanında, ölünceye kadar onların hakları için, onların yönetime gelmeleri için sonuna kadar çalışacağım."

Yaşar Kemal ile TİP Başkanı Mehmet Ali Aybar, halkın sorunlarını dinlemek için 1965'te gittikleri Tarsus'taki halk buluşmasında görülüyor.

18 AY HAPİS CEZASI ALDI
1963'te Londra'ya oradan da Paris'e geçerek Nazım Hikmet ile görüşen Yaşar Kemal, bu gezileri sırasında İstanbul'dan kötü bir haber aldı. Politik sebeplerle gazetedeki görevine son verildiğini öğrenen Yaşar Kemal, gezilerine devam ederek 1964 - 1965'te Bulgaristan ve Sovyetler Birliği'nde devlet adamları ve ülkelerinin ileri gelen bazı sanatçılarıyla tanıştı.
1967'de Ant Dergisi'nin kurucuları arasında yer alan Yaşar Kemal, bu dönemde Ant Yayınevi'nin çıkardığı 'Marksizmin Temel Kitabı' nedeniyle 18 aylık hapis cezası alsa da bu karar daha sonra Yargıtay tarafından bozuldu.
12 Mart 1971 Askeri Muhtırası'nın ardından gözaltına alınan Yaşar Kemal, bir ay sonra serbest bırakıldı. 1973'te Sovyetler Birliği'nde Asya Afrika Yazarlar Birliği Kongresi'ne katılan Yaşar Kemal, Türkiye'ye döndükten sonra kurucuları arasında yer aldığı Türkiye Yazarlar Sendikası'nın ilk genel başkanı oldu.

1973... Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterildi. Yaşar Kemal, Alfred Nobel tarafından kurulan derneğin 1901'den itibaren insanlığa hizmet edenleri onurlandırmayı amaçlayan prestijli ödülün edebiyat bölümünde aday gösterilen ilk Türk yazar oldu. Daha sonra da bir çok kez Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilen Yaşar Kemal, bu konuda şunları söylemişti; "Nobel'e 1973'ten beri adayım, ölene dek de aday olmayı sürdüreceğim." 

Yaşar Kemal, 1976'da iki yıl sürecek yurt dışı gezisine çıktı. Önce adına organize edilen geceye katılmak üzere Paris'e giden Yaşar Kemal, daha sonra Sovyetler Birliği, ABD, Belçika, Bulgaristan ve İsveç'e seyahat etti. Yaşar Kemal, 1978'de Türkiye'ye döndükten kısa bir süre sonra yeniden İsveç'e giderek 1980'e kadar Stockholm'de yaşadı.

* 1981... Fransa'da 1958'de kurulan Beşinci Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra Sosyalist Parti'den seçilen ilk cumhurbaşkanı olan François Mitterrand'ın özel davetiyle cumhurbaşkanlığı törenlerine katıldı.
* 1984... François Mitterrand, Yaşar Kemal'e "Légion d'Honneur Nişanı' taktı.
* 1986... Sovyetler Birliği'ndeki Issık Göl Uluslararası Barış Forumu'na iştirak etti.
* 1988...PEN Yazarlar Derneği'nin başkanı oldu.
* 1993...Kültür ve Turizm Bakanlığı Ödülü'nü aldı.
* 2008...Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'ne layık görüldü.
Yaşar Kemal, ödülü alırken yaptığı konuşmada şunları söyledi; "Anadolu sayesinde dünya kültürüne katkı sağlayacağız. Kitaplarımı okuyanlar barışçı olsunlar. Yoksa zahmet etmesinler."

DMG'DE YARGILANDI
Yaşar Kemal, Alman menşeli Der Spiegel'deki bir makalesi nedeniyle Ocak 1995'te İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından yargılanarak iki yıl, ardından Index on Censorship'teki bir diğer makelesi nedeniyle bir yıl sekiz ay hapis cezası aldı. Her iki cezası da tescil edildi.

HER ŞEYİNİ KAYBETTİ
Thilda Serrero Gökçeli'nin 17 Ocak 2001'de vefat etmesi üzerine büyük bir üzüntü yaşayan Yaşar Kemal, kendi ifadesiyle sadece hayat arkadaşını değil, her şeyini kaybetti.
Yaşar Kemal, yaşının da oluşturduğu yalnızlık hissiyatıyla Boğaziçi Üniversitesi ve Harvard Üniversitesi'nden mezun olan, üniversitede halkla ilişkiler dersleri veren Ayşe Semiha Baban ile 1 Ağustos 2002'de evlendi. Dönemin Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk'ün kıydığı nikaha, çiftin çok yakınları davet edildi.

Yaşar Kemal, 2009'da eşi Ayşe Semiha Baban Gökçeli ile gittiği, adı sonradan Gökçedam olarak değiştirilen köyündeki çocuklarla sohbet ederken görülüyor.

Doğup büyüdüğü köye daha sık gelip gitmeye başlayan Yaşar Kemal, vefatından iki yıl önce, 2013'te adına kurulan kültür evi ve yapılan parkla oldukça mutlu oldu.
28 Şubat 2015'te organ yetmezliği nedeniyle 92 yaşında hayatını kaybeden Yaşar Kemal, Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.

Yaşar Kemal'in birçok eseri, hem tiyatro oyunlarına hem de sinema filmlerine uyarlandı. Yaşar Kemal, eserlerinin uyarlandığı sinema filmlerinin bazılarının senaryosuna katkıda bulundu. Eserinden uyarlanmamış olsa da  bazı filmlerin senaryosunu yazdı. 

Kaynak: Haber Türk

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER