Fransa ve Yunanistan bu maddenin daha ön planda olmasını istiyor.
NATO üyesi olmayan dört AB ülkesinden biri olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bu maddeye ilişkin özel çabası ise dikkat çekiyor.
AB liderleri 23-24 Nisan'da Kıbrıs'ta düzenlenen zirvede, 42.7'ye ilişkin bir kılavuz hazırlanmasına karar verdiler.
AB'nin "savunma maddesi" olarak da adlandırılan 42.7'nci madde AB'nin 2009'da yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması'nda yer alıyor.
Belgede şu ifadelere yer veriliyor:
"Bir üye devletin topraklarında silahlı saldırıya uğraması halinde, diğer üye devletler, Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca, ellerindeki tüm imkanlarla bu üye devlete yardım ve destek sağlama yükümlülüğü altındadır.
Bu durum, bazı üye devletlerin güvenlik ve savunma politikalarının özel niteliğini etkilemez."
Bu madde şu ana kadar sadece bir kez aktive edildi.
Fransa, 2015'teki terör saldırıları ardından diğer AB ülkelerinden yardım talep etti. Bu çağrıya oybirliğiyle olumlu yanıt verildi ve Fransa'ya destek olundu.
Maddenin aktive edilebilmesi için saldırı altında olan ülkenin talebi gerekiyor.
42.7'nin devreye sokulması olası bir saldırı karşısında mutlaka askeri yardımda bulunulacağı anlamına gelmiyor.
Maddenin nasıl uygulanacağına ilişkin detaylı bir tanımlama metinde yer almıyor.
Neden şimdi gündemde?
Bazı diplomatlara göre yıllardır unutulan bu maddenin ön plana çıkmasında ABD Başkanı Donald Trump'ın NATO'ya yönelik tutumu etkili oldu.
İran'daki savaş sırasında Kıbrıs'taki İngiliz üslerine saldırı girişimi ve Grönland konusundaki gelişmelerin bu ivmeyi tetiklediğini düşünenler de var.
Brüksel koridorlarında, mevcut uluslararası konjonktür ve jeopolitik durumun bu maddeyi daha ilginç kıldığı ve konunun yeniden ivme kazanmasını sağladığı yorumları yapılıyor.
Kıbrıs'ın özel bir çaba içinde olması ve belgenin operasyonel detaylarının belirlenmesi için ısrarcı tavır takınması ise akıllara arka planda Türkiye endişesi olup olmadığı sorusunu getiriyor.
Kıbrıs, NATO üyesi olmadığından kolektif savunma ilkesinden yararlanamıyor.
Güvenliğine ilişkin düzenlemeleri de son gelişmelerde görüldüğü gibi ancak ikili boyutta hayata geçirebiliyor.
Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, ülkesini NATO üyesi yapma hevesini gizlemiyor.
Bununla birlikte bunun Türkiye'yi ikna etmeden mümkün olmadığının da farkında.
Kıbrıs etkisi mi?
AB'ye üye olduğu 2004'ten bu yana Kıbrıs'ın politikalarında Türkiye hep odakta.
Bu durum, dış politika ve bölgesel konulardaki hemen her raporda ya da zirveler de dahil toplantı kararlarında net şekilde görülüyor.
Bazı diplomatlara göre Kıbrıs'ın, Türkiye'yi güvenlik tehdidi olarak görmesi, bu bağlamda da kurumsal önlem ve caydırıcılık arayışına girmesi bu maddeye ilgisini şekillendiren unsurlar arasında önemli yer tutuyor.
Hristodulidis, bir AB üyesinin 42.7'yi işletmesi halinde buna nasıl cevap verileceğinin detaylı bir şekilde belirlenmesini istiyor:
"Tüm üye ülkeler, yani hem NATO üyesi olan hem de NATO üyesi olmayan ülkeler, bir operasyon planının gerekliliğini kabul ediyorlar."
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 23-24 Nisan'da Kıbrıs'ta düzenlenen zirvede, bir üye ülkenin saldırıya uğraması halinde diğerlerinin onun yardımına gelmesinin zorunlu olduğunun altını çizdi.
Von der Leyen, "Antlaşma ne olduğu konusunda gayet net. Neyin ne zaman olacağı ve kimin ne yapacağı konusunda ise açık değil" dedi.
AB Konseyi Başkanı Antonio Costa da "Bu karşılıklı yardım maddesinin nasıl kullanılacağına dair bir kılavuz hazırlıyoruz" diye konuştu.