VİYANA - SNmedia.at/ Donald Trump, Amerika’nın nüfuz alanını genişletmeye yönelik sınır tanımayan gündemini kararlılıkla hayata geçirirken, Avrupa Birliği ise iç bölünmeler ve ABD başkanını kızdırma korkusu nedeniyle yolunu bulmakta zorlanıyor.
ABD’nin Nicolas Maduro’yu Venezuela devlet başkanlığından uzaklaştırmaya yönelik operasyonu ve Trump’ın Danimarka’dan Grönland’ı ele geçirme tehdidini yeniden gündeme getirmesi, AB’yi dünyanın en büyük ekonomisiyle onlarca yıla dayanan ittifakına ve bu ilişkinin yarattığı bağımlılıklara dair rahatsız edici sorularla yüzleşmeye zorladı.
Aynı zamanda kendisini çok taraflı sistemin savunucusu olarak tanımlayan AB, uluslararası hukuku koruma ve ihlal edenlere karşı durma konusundaki kararlılığına ilişkin artan şüphelerle de karşı karşıya.
Şu ana kadar sessizlik, sorulara verilen yanıtlardan daha fazla şey söylüyor.
Maduro’nun devrilmesinin ardından 26 üye ülkenin imzaladığı ve Macaristan'ın katılmadığı ortak açıklamada, Birleşmiş Milletler Şartı’nda yer alan egemenlik ve toprak bütünlüğü ilkelerinin açık ihlali olarak değerlendirilen askeri müdahaleye yönelik ne açık ne de örtük bir kınama yer aldı.
Hatta ortak açıklamada ABD’nin adı yalnızca bir kez geçti. Bu da “krize müzakere edilmiş, demokratik, kapsayıcı ve barışçıl bir çözüm bulunması için tüm taraflarla diyaloğun desteklenmesi ve kolaylaştırılması” gerektiğini vurgulayan bölümdeydi.
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, hukuki değerlendirmenin “karmaşık” olduğunu ve “dikkatli bir inceleme” gerektirdiğini söyledi.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ise askeri müdahaleyi “meşru” ve “savunma niteliğinde” bir adım olarak nitelendirdi.
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ise Maduro’nun görevden alınmasını açıkça hukuka aykırı olarak tanımlayan tek AB lideri oldu.
Bu hafta Paris’te yaptığı bir açıklamada Sanchez, “Uluslararası hukuk ihlalleri karşısında susmayacağız; ne yazık ki bu ihlaller giderek daha sık yaşanıyor. İspanya buna ortak olmayacak. Bir gayrimeşruluğa gayrimeşru bir yöntemle karşılık verilemez,” ifadelerini kullandı.