<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Avusturya ve Avrupa Gündemine dair Son Dakika Haberleri snmedia.com'da!</title>
    <link>https://www.snmedia.at</link>
    <description>Avusturya ve Avrupa'ya dair Doğru, güvenilir ve tarafsız habercilik snmedia.com'da</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.snmedia.at/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 08 Oct 2026 22:51:17 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.snmedia.at/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Araştırma: Kilo verirken vücuttaki yağlar nereye gidiyor?]]></title>
      <link>https://www.snmedia.at/arastirma-kilo-verirken-vucuttaki-yaglar-nereye-gidiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.snmedia.at/arastirma-kilo-verirken-vucuttaki-yaglar-nereye-gidiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Araştırmacılara göre kaybedilen vücut yağının yaklaşık yüzde 84’ü karbondioksit olarak solukla atılıyor, kalan yüzde 16’sı ise su olarak kaybediliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VİYANA - SNmedia.at/</strong>Birmingham Üniversitesinden iki araştırmacı, The Conversation’da yayımlanan makalelerinde sürecin, vücudun besinlerden aldığından daha fazla enerjiye ihtiyaç duymasıyla başladığını anlatıyor. Vücut bu açığı karşılamak için yağ depolarını kullanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Besinlerle alınan yağ, sindirim sisteminde yağ asitlerine parçalanıyor. Vücut bu yağ asitlerinin bir bölümünü hücre yapımı, hormonların düzenlenmesi ve organların korunması gibi işlevlerde kullanıyor. Fazlası ise trigliseritlere dönüştürülerek yağ hücrelerinde daha sonra enerji kaynağı olarak kullanılmak üzere depolanıyor.</p>

<p>Yağlar başlıca iki yerde birikiyor: derinin hemen altındaki deri altı yağ dokusunda ve iç organların çevresindeki daha derin dokularda. Vücut kalori açığına girdiğinde hormonal ve sinirsel sinyaller, yağ hücrelerindeki depoların parçalanmasını başlatıyor. Bu sürece lipoliz deniyor.</p>

<h2>Kaybedilen yağın büyük bölümü enerjiye dönüşüyor</h2>

<p>Trigliseritler parçalandıktan sonra yağ asitleri, hücrelerin enerji üretim merkezleri olan mitokondrilere taşınıyor. Burada <i>beta oksidasyon</i> adı verilen süreçten geçerek vücudun enerji üretiminde kullandığı bileşenlere ayrılıyor. Bu tepkimelerin son ürünleri arasında karbondioksit ve su bulunuyor.</p>

<p>Makalenin dikkat çektiği nokta şu: Kaybedilen yağın büyük bölümü terle değil, soluk verirken akciğerler yoluyla vücuttan çıkıyor.</p>

<p>Araştırmacıların aktardığı tahminlere göre kaybedilen yağ kütlesinin yaklaşık yüzde 84’ü karbondioksite dönüşerek nefesle atılıyor.</p>

<p>Yaklaşık yüzde 16’sı ise suya dönüşerek ter ve diğer vücut sıvılarıyla uzaklaştırılıyor. Araştırmacılar, yağ kaybı sırasında vücuttan çıkan bütün maddeleri tam olarak ölçmek zor olduğu için bu oranların tahmini olduğunu belirtiyor.</p>

<h2>Egzersiz açısından ne anlama geliyor?</h2>

<p>Egzersiz enerji ihtiyacını artırırken daha az kalori almak, besinlerden sağlanan enerjiyi azaltıyor. Besinlerden gelen enerji ihtiyacı karşılamadığında vücut yağ depolarını kullanmaya başlıyor.</p>

<p>Ancak hızlı nefes almak tek başına yağ kaybına yol açmıyor. Soluk vermek, yağın parçalanmasıyla oluşan ürünlerin vücuttan çıkış yolu. Vücudu depoladığı enerjiyi kullanmaya yönelten temel etken ise beslenme ve fiziksel aktiviteyle oluşan kalori açığı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Euronews</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.snmedia.at/arastirma-kilo-verirken-vucuttaki-yaglar-nereye-gidiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Oct 2026 10:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://snmediaat.teimg.com/crop/1280x720/snmedia-at/uploads/2026/10/obez-kilo-spor-kadin-salon.png" type="image/jpeg" length="57479"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Obezite ve fazla kilo Avrupa ekonomilerine her yıl milyarlarca euro'ya mal oluyor]]></title>
      <link>https://www.snmedia.at/obezite-ve-fazla-kilo-avrupa-ekonomilerine-her-yil-milyarlarca-euroya-mal-oluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.snmedia.at/obezite-ve-fazla-kilo-avrupa-ekonomilerine-her-yil-milyarlarca-euroya-mal-oluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2024 itibarıyla Avrupa'daki yetişkinlerin yüzde 26'sı, obeziteyle yaşıyor. Yetişkinlerin yüzde 30'u ise fazla kilolu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VİYANA - SNmedia.at/</strong>Sağlık üzerindeki etkilerinin yanı sıra obezite ve yüksek vücut kitle indeksi (VKİ), doğrudan ve dolaylı maliyetler nedeniyle her yıl milyarlarca euroluk kayba yol açarak Avrupa ekonomileri üzerinde giderek büyüyen bir yük oluşturuyor. Bu bulgu, ilaç endüstrisi tarafından finanse edilen yeni bir raporda yer aldı.</p>

<p>İlaç sektörü lobisi Avrupa İlaç Endüstrileri ve Birlikleri Federasyonu (EFPIA) için Sağlık Ekonomileri Ofisi (OHE) tarafından hazırlanan araştırmada Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, İrlanda, Yunanistan, Romanya ve Birleşik Krallık incelendi. Rapora göre obezite ve yüksek VKİ'nin toplam yıllık maliyeti, bu ülkelerin gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYH) yüzde 0,7 ila yüzde 1,4'üne karşılık geliyor.</p>

<p>Raporu finanse eden EFPIA'nın Genel Direktörü Nathalie Moll, "Obeziteyle mücadele; vatandaşların sağlığını ve refahını korumak, Avrupa'daki sağlık sistemlerimizi güvence altına almak ve Avrupa'da sürdürülebilir büyümeyi sağlamak açısından hayati önem taşıyor," dedi.</p>

<p>2024 itibarıyla Avrupa'daki yetişkinlerin yüzde 26'sı, "VKİ'nin 30 veya üzerinde olması" şeklinde tanımlanan obeziteyle yaşıyordu. Yetişkinlerin yüzde 30'u ise fazla kiloluydu. Üstelik durumun önümüzdeki yıllarda daha da kötüleşmesi bekleniyor. Tahminlere göre 2035 yılına gelindiğinde dünya genelindeki yetişkin nüfusun yarısı fazla kilolu veya obez olacak.</p>

<p>Avrupa'da yetişkinler arasında fazla kilo ve obezite görülme sıklığı 1990 seviyelerine kıyasla yüzde 22 artarken, yalnızca obezite oranındaki artış yüzde 75'i aştı.</p>

<h2>Ülkeler ne kadar harcıyor?</h2>

<p>Hem obezite hem de fazla kilo Avrupa ülkelerine yüksek bir ekonomik maliyet getiriyor. Rapora göre yüksek VKİ'nin GSYH içindeki ekonomik yükü, bazı ülkelerin konut ve savunma alanlarına yaptığı kamu harcamalarıyla karşılaştırılabilecek seviyede.</p>

<p>Tahmini yıllık ekonomik yük, Romanya'da 2,5 milyar eurodan Almanya'da 55,2 milyar euroya kadar çıkıyor. Birleşik Krallık'ta toplam yıllık maliyet 43,2 milyar euroyu bulurken İspanya, İtalya ve Fransa'nın her birinde yaklaşık 20 milyar euroluk maliyet ortaya çıkıyor.</p>

<p>Yüksek VKİ'ye atfedilen maliyetlerin GSYH'ye oranı Romanya'daki yüzde 0,7'den Yunanistan ve Birleşik Krallık'taki yüzde 1,4'e kadar değişiyor.</p>

<p>Almanya'da yüzde 1,3, İspanya'da yüzde 1,2 ve İrlanda'da yüzde 1,1'e ulaşan yüksek VKİ kaynaklı ekonomik yükün GSYH içindeki payı, bu ülkelerin savunma harcamalarının GSYH'ye oranını aşıyor.</p>

<p>Kişi başına düşen maliyet ise Romanya'da 131 eurodan Almanya'da 662 euroya kadar yükseliyor.</p>

<h2>Doğrudan ve dolaylı maliyetler bir arada</h2>

<p>Araştırmada incelenen sekiz ülkede obezite ve fazla kilo, 278 bin ölümle ve toplam 8 milyon yıllık sağlıklı yaşam kaybıyla ilişkilendiriliyor.</p>

<p>Obezite başlı başına bir sağlık sorunu olmasının yanı sıra tip 2 diyabet, kalp-damar hastalıkları, yağlı karaciğer hastalığı, kanserler, nörolojik hastalıklar, kronik solunum yolu hastalıkları ve sindirim sistemi hastalıkları gibi bulaşıcı olmayan hastalıklar açısından da bir risk faktörü.</p>

<p>Bu hastalıklardan kaynaklanan ve "doğrudan maliyetler" olarak tanımlanan harcamaların toplamı 100,4 milyar euroya ulaştı. En büyük pay ise 30 milyar euroyla Almanya'ya ait.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak rapora göre bu hastalıklarla dolaylı olarak bağlantılı önemli miktarda ek maliyet de var. "Dolaylı maliyetler" olarak adlandırılan bu kalemler arasında işe devamsızlık, ekonomik faaliyete katılamama, ücretsiz bakım hizmetleri ve erken ölümlerden kaynaklanan kayıplar yer alıyor.</p>

<h2>Ne yapılabilir?</h2>

<p>Raporda, obezitenin önlenmesi ve yönetiminde bugüne kadar uygulanan yaklaşımların "istenen etkiyi yaratmadığı" sonucuna varıldı.</p>

<p>Moll, "Sonuçları iyileştirmek, sağlık hizmetleri üzerindeki maliyet yükünü azaltmak, ekonomik üretkenliği ve toplumsal dayanıklılığı artırmak için obeziteye yönelik algı, önleme, teşhis ve tedavi yaklaşımlarında acil bir değişime ihtiyaç var," dedi.</p>

<p>Raporda obezite ve yüksek VKİ'nin yol açtığı sağlık ve ekonomi sorunlarıyla mücadele için bir dizi öneri de sunuldu. Bunlar arasında obezitenin yalnızca bir risk faktörü olarak değil, bir hastalık olarak kabul edilmesinden koruyucu sağlık hizmetlerine ve tedaviye erişimin iyileştirilmesine kadar çeşitli adımlar yer alıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Euronews</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.snmedia.at/obezite-ve-fazla-kilo-avrupa-ekonomilerine-her-yil-milyarlarca-euroya-mal-oluyor</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 09:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://snmediaat.teimg.com/crop/1280x720/snmedia-at/uploads/2026/01/cocugum-cok-kilolu-ne-yapmaliyim-4.jpg" type="image/jpeg" length="72820"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çin'deki kilo verme kampları: Günde iki tartı, yoğun egzersiz ve atıştırmalık yasağı]]></title>
      <link>https://www.snmedia.at/cindeki-kilo-verme-kamplari-gunde-iki-tarti-yogun-egzersiz-ve-atistirmalik-yasagi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.snmedia.at/cindeki-kilo-verme-kamplari-gunde-iki-tarti-yogun-egzersiz-ve-atistirmalik-yasagi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Geniş bir spor salonunda egzersiz yapan, yemekhane kuyruğuna giren ve yatakhane tipi odalarda uyuyan insanların görüntüleri sosyal medyada hızla yayılıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VİYANA - SNmedia.at/</strong>BBC'nin haberine göre; Ancak bu yeni "fitness" ortamı lüks bir spa ya da dinlenme merkezi değil. Çin'deki askeri disiplinle işleyen kilo verme kampları. Bazılarının "yağ hapishaneleri" olarak tanımladığı bu kamplarda atıştırmalıklar kesin olarak yasak ve katılımcılar günde iki kez tartılıyor.</p>

<p>Çin medyasına göre, obezite krizinin yaşandığı ülkede bine yakın böyle kamp var. Aylık yaklaşık 600 dolar karşılığında konaklama, yemek ve günlük egzersiz programlarını içeren paketler sunuluyor.</p>

<p>Instagram'da "eggeats" adıyla deneyimlerini paylaşan içerik üreticisi TL Huang, BBC Dünya Servisi'nin "What in the World" podcastine yaptığı değerlendirmede kampın "kesinlikle bir hapishane gibi hissettirdiğini" söylüyor.</p>

<p>Antrenörlerinin sürekli kendilerini takip ettiğini kaydeden Huang, "Abur cubur yemediğimizden, tüm derslere katıldığımızdan emin olmak için bizi izliyorlardı. Ders atlamak ya da geçerli bir sebep olmadan kampı terk etmek yasaktı" diyor.</p>

<p>Huang, kampın etkili olduğunu söylese de beslenme uzmanları bu tür aşırı yöntemlerin ciddi fiziksel ve psikolojik riskler taşıdığı uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Kişisel antrenör ve beslenme uzmanı Luke Hanna, "Bazı kampların günde bir kilo vermeyi hedeflediği bildiriliyor. Bu, tıbbi gözetim altındaki yetişkinler için bile güvenli kabul edilen sınırların çok üzerinde" diyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Huang, kampları ilk kez Çinli annesi aracılığıyla duyduğunu söylüyor. Çin'de tek başına seyahat ettiği dönemde düzeninin bozulduğunu ve sık sık yemek siparişi verdiğini belirten Huang, kendini "çok sağlıksız" hissettiğini anlatıyor.</p>

<p>Üç yıl içinde yaklaşık 20 kilo aldığını söyleyen Huang, akrabalarının yaptığı yorumların kendisine "değişim zamanının geldiğini" hissettirdiğini ifade ediyor.</p>

<p>"Bedenim üzerinden biraz yargılandığımı hissettim. Ama bir yandan da bu biraz sertçe gösterilen bir sevgi gibiydi de" diyor.</p>

<p>Kampa katılmanın "büyük bir kültür şoku" olduğunu söyleyen Huang, katılımcılar arasında birlikte kilo verme sürecinin güçlü bir dayanışma duygusu yarattığını belirtiyor.</p>

<p>Kampta gün sabah 07.30'da tartılarak başlıyor. Gün içinde spinning, trambolin, yüksek yoğunluklu interval antrenmanı (HIIT), tabata ve ağırlık çalışmaları dahil olmak üzere toplam dört saat egzersiz yapılıyor.</p>

<p>Kahvaltı genellikle dört haşlanmış yumurta, yarım domates ve iki parça salatalıktan oluşuyor. Huang, videolarından birinde öğle yemeklerinde karides, buharda pişmiş sebzeler, tofu; ya da buharda balık, Çin kerevizi, yapraklı sebzeler ve karnabahar olduğunu anlatıyor.</p>

<p>Yemeklerin "iyi dengelenmiş ve günlük Çin mutfağını taklit edecek şekilde tasarlanmış" olduğunu söylüyor.</p>

<p>Katılımcılar akşam yemeğinden sonra bir saatlik son spinning dersine katılıyor, ardından saat 19.30'da ikinci kez tartılıyor. Sonrasında duş alıp dinlenmelerine izin veriliyor.</p>

<p>Huang, ilk hafta bu düzenin "çok farklı ve yeni" geldiğini ancak sonraki üç haftayı da aynı tempoda geçirmek zorunda olduğunu fark ettiğinde zorlandığını söylüyor.</p>

<p>Arkadaşlarıyla mesajlaşmanın kendisini motive ettiğini ekliyor.</p>

<p>Kampı "hapishane gibi" olarak tanımlasa da Huang deneyimin buna değdiğini düşünüyor. 28 günde yaklaşık 6 kilo verdiğini söylüyor.</p>

<p>"Bana yeni bir başlangıç sağladı ve ihtiyacım olan disiplini verdi" diyor.</p>

<p>Ancak uzmanlar temkinli olunması gerektiğini vurguluyor.</p>

<p>Luke Hanna'ya göre bu kampların yaklaşımı özellikle endişe verici; çünkü kilo verirken sadece yağ değil kas dokusu da kaybediliyor. Aşırı egzersiz gibi yöntemler bu kas kaybı riskini artırıyor.</p>

<p>Bu durum özellikle çocuklar ve gençler için daha büyük bir sorun.</p>

<p>Hanna, "Normal gelişimi de olumsuz etkileyebilirsiniz. Bu, ulaşabileceğiniz boyu ve kemik sağlığınızı etkileyebilir" diyor.</p>

<p>Ayrıca bu tür yöntemlerin yeme bozuklukları riskini ciddi şekilde artırabileceğini belirtiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Euronews</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.snmedia.at/cindeki-kilo-verme-kamplari-gunde-iki-tarti-yogun-egzersiz-ve-atistirmalik-yasagi</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 00:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://snmediaat.teimg.com/crop/1280x720/snmedia-at/uploads/2026/01/cocugum-cok-kilolu-ne-yapmaliyim-4.jpg" type="image/jpeg" length="88311"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kırmızı et zararlı mı?]]></title>
      <link>https://www.snmedia.at/kirmizi-et-zararli-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.snmedia.at/kirmizi-et-zararli-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Günümüzde kırmızı etin sağlıklı bir diyetteki yerini belirlemek zor. Uzmanlar, kırmızı etin değerli besinler içerdiğini söylüyor, ancak potansiyel sağlık riskleri nedeniyle tüketimini sınırlamayı da öneriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><strong>VİYANA - SNmedia.at/</strong>Peki, sonuç olarak kırmızı etin sağlık açısından faydaları var mı, yok mu?</p>

<p dir="ltr">Kırmızı et, memelilerin kaslarından elde edilir ve sığır eti, dana eti, kuzu eti, koyun eti, geyik eti ve keçi eti gibi türleri içerir.</p>

<p dir="ltr">2021 yılında İngiltere'de yapılan ve 2008 ile 2019 yılları arasını kapsayan bir araştırma günlük kırmızı et tüketiminin yaklaşık 14 gram azalarak günde 23.7 grama düştüğünü ortaya koydu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p dir="ltr">Neden geleneksel mutfağın vazgeçilmezlerinden uzaklaşıyoruz?</p>

<p dir="ltr">Dublin Eczacılık ve Biyomoleküler Bilimler Fakültesi'nde Kardiyovasküler Terapötikler Profesörü olan Alice Stanton, aynı zamanda İrlanda İklim ve Sağlık Koalisyonu, Dünya Tuz, Şeker ve Sağlık Karşı Eylem (WASSH), İrlanda Et Teknolojisi ve Dünya Çiftçiler Örgütü Bilimsel Konseyi üyesi.</p>

<p dir="ltr">Stanton, "İnsanlar çevre konusunda endişeli, ancak hayvan refahı konusundaki endişeleri daha güçlü" diyor ve nispeten daha pahalı olan kırmızı et için maliyetin de bir başka önemli faktör olduğuna dikkat çekiyor.</p>

<p dir="ltr">Seçim yapabileceğimiz çok sayıda bitki bazlı alternatif varken, bazı insanlar etsiz daha sağlıklı olduğunu düşündükleri için kırmızı etten uzaklaşıyor.</p>

<p dir="ltr">Stanton'a göre "Kırmızı etin sağlığa zararlı olduğu genel bir inanç var. Ancak durum o kadar da siyah beyaz değil."</p>

<p dir="ltr">Stanton da dahil olmak üzere uzmanlar, kırmızı etin vücut tarafından kolayca emilen ve kullanılan vitamin ve minerallerin yanı sıra sağlığımızı destekleyen diğer besinler ve kimyasallar açısından zengin olduğunu vurguluyor.</p>

<p dir="ltr">Ancak aşırı tüketildiğinde kırmızı etin sağlığımız için iyi olmayabileceğine dair bazı kanıtlar var.</p>

<p dir="ltr">Bu nedenle, hükümetin önerileri kırmızı et veya işlenmiş et tüketimini günde en fazla 70 g (pişmiş ağırlık) ile sınırlamayı hedefliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>BBC Türkçe</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.snmedia.at/kirmizi-et-zararli-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Oct 2025 18:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://snmediaat.teimg.com/crop/1280x720/snmedia-at/uploads/2025/10/kirmizi-et.png" type="image/jpeg" length="61330"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Beyin sisi nedir, nasıl giderilebilir?]]></title>
      <link>https://www.snmedia.at/beyin-sisi-nedir-nasil-giderilebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.snmedia.at/beyin-sisi-nedir-nasil-giderilebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hayatımızın yoğun dönemlerinde ve stres seviyeniz yükseldiğinde, odaya neden gittiğinizi unutuyor, cümlenin ortasında düşüncelerinizi toparlayamıyor veya basit görevlere odaklanmakta zorlanıyor olabilirsiniz.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><strong>VİYANA - SNmedia.at/</strong>Özellikle hafta sonu ardından iş veya çalışma ortamına geri dönmek zor gelebilir.</p>

<p dir="ltr">Bu zihinsel bulanıklık genellikle "beyin sisi" olarak adlandırılır ve kendi başına tıbbi bir durum olmasa da, konsantrasyon güçlüğü, unutkanlık ve zihinsel yavaşlık gibi bilişsel semptomları ifade eder.</p>

<p dir="ltr">Yaygın nedenleri arasında menopoz veya perimenopoz sayılabilir, ancak aklınızda çok fazla şey olduğunda da ortaya çıkabilir.</p>

<p>1. Kendinize karşı nazik olun<br />
Beyin sisi herkesin başına gelebilir ve bu kişisel bir başarısızlık ya da olaylarla başa çıkamadığınızın bir işareti değildir.</p>

<p>Genellikle, beyninizin yorgun, stresli veya aşırı gergin olduğunun habercisidir.</p>

<p>Kendinize beyin sisinin genellikle geçici olduğunu ve ihtiyacınız olduğunda yavaşlamanın, görevleri devretmenin veya yardım istemenin sorun olmadığını hatırlatın.</p>

<p>Endişeleniyorsanız aile hekiminize başvurun.</p>

<p>2. Rutinler oluşturun<br />
Günlerinizde belirli bir ritim tutturarak karar yorgunluğunu azaltmaya çalışın.</p>

<p>Gününüzün nasıl ilerleyeceğini öngörebilirseniz çalışma belleğiniz üzerindeki baskıyı azaltabilirsiniz.</p>

<p>Bir sonraki adımın ne olduğunu bilmek beyninizin sürekli olarak "Bugün ne yapıyorum?" diye sormasını engeller.</p>

<p>Bir sabah ve akşam rutini oluşturun, kıyafetinizi veya kahvaltıyı önceden hazırlamak gibi basit bir şey bile zihninizi sürekli karar vermekten kurtarır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Mola verin<br />
Bir defter üzerine renkli kağıtlara yazılmış İngilizce notlar, listeler, vs.Kaynak,Getty Images<br />
Fotoğraf altı yazısı,Gün içinde görevler arasında mola vermek beyni dinlendirir ve yeniden odaklanmasına yardımcı olur<br />
Bazen ajandalarımızı art arda toplantılar, sosyal etkinlikler ve gündelik işlerle dolduruyor ve nefes alacak hiçbir aralık bırakmıyoruz.</p>

<p>Ancak sürekli bir şeyden diğerine atlamak beyninizin toparlanmasına zaman bırakmayarak beyin sisi riskini artırabilir.</p>

<p>Aktiviteler arasında vücut esnetmek, bir şeyler içmek, dışarı çıkmak veya sessizce oturmak için sadece 5-10 dakika bile olsa, bilinçli olarak kısa molalar planlamayı deneyin.</p>

<p>Bu yangın molalarını zihinsel tamponlar gibi düşünün.</p>

<p>Zihninize az önce yaptığınız şeyi işleme, süregelen stresten kurtulma ve bir sonraki adım için hazırlanma şansı verirler.</p>

<p>4. Takvimler ve hatırlatıcıları kullanın<br />
Her randevuyu, görevi ve hatırlatıcı notu kafanızda tutmaya çalışmak hızla zihinsel dağınıklığa ve unutkanlığa yol açabilir.</p>

<p>Bırakın hatırlama işini teknoloji sizin yerinize yapsın. Zihninizde yer açmak için takvimleri ve hatırlatıcıları kullanın.</p>

<p>Yinelenen görevleri otomatik olarak gerçekleşecek şekilde planlayın.</p>

<p>Örneğin, ajandanızda her gün öğle yemeği için yer ayırın veya faturalar ve ev işleri için haftalık hatırlatıcılar ayarlayın.</p>

<p>Bu, sürekli olarak "Bir sonraki adımda neyi hatırlamam gerekiyor?" diye düşünmek zorunda kalmamanız anlamına gelir.</p>

<p>Perimenopoz ve menopoz belirtileri beslenmeyle nasıl hafifletilebilir?<br />
Beyaz bluzlu bir kadın mutfakta elindeki bardaktan su içiyor, önünde açık bir dizüstü bilgisayar varKaynak,Getty Images<br />
Fotoğraf altı yazısı,Su ihtiyacını karşılamak ve tam tahıllı gıdalar beyin sisini dağıtmaya yardımcı olabilir<br />
Diğer önemli etkenler<br />
Dr. Tharaka bu pratik günlük stratejilerin yanı sıra beyin sağlığını desteklemek ve odaklanmayı sağlamak için şunları öneriyor:</p>

<p>Uyku: Uykunun önemi tartışılmaz, beyninize dinlenmesi ve anıları pekiştirmesi için zaman verir. Her gece yedi ila dokuz saat arasında uyumayı hedefleyin.</p>

<p>Su: Vücudumuzun yaklaşık %60'ı sudur ve hafif dehidrasyon (susuz kalma) bile odaklanmanızı zorlaştırabilir. Bu nedenle yakınınızda su bulundurun ve düzenli olarak yudumlayın.</p>

<p>Aktivite: Vücudunuzu hareket ettirmek beyne giden kan akışını ve oksijeni artırır, bu da daha net düşünmenize yardımcı olur. Kısa yürüyüşlere çıkmayı, hafif bir koşu yapmayı veya düzenli olarak esneme hareketlerini deneyin.</p>

<p>Beslenme: Beyninizi işlenmiş gıdalar yerine tam tahıllı gıdalarla besleyin. Kolin beyin sağlığı için hayati önem taşıyan bir besin maddesidir, bu nedenle yumurta, balık ve fındık gibi kolin açısından zengin gıdalar tüketmek konsantrasyonu ve odaklanmayı destekleyebilir.</p>

<p>Stres: Kronik stres vücudu kortizol ile doldurur. Kortizol vücudun strese tepkisini düzenlemeye yardımcı olan bir hormondur ancak düşüncelerinizi bulanıklaştırabilir. Nefes egzersizleri, meditasyon ve hobiler yoluyla stresi azaltabilirsiniz.</p>

<p>Bu haber, BBC gazetecileri tarafından hazırlandı ve kontrol edildi. Bir pilot proje kapsamında çevirisinde yapay zekadan da faydalanıldı.</p>

<p dir="ltr"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>BBC Türkçe</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.snmedia.at/beyin-sisi-nedir-nasil-giderilebilir</guid>
      <pubDate>Wed, 17 Sep 2025 11:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://snmediaat.teimg.com/crop/1280x720/snmedia-at/uploads/2025/09/beyin-sisi.jpg" type="image/jpeg" length="20429"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Japonya'da 100 yaşını geçenlerin sayısı 100 bini buldu]]></title>
      <link>https://www.snmedia.at/japonyada-100-yasini-gecenlerin-sayisi-100-bini-buldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.snmedia.at/japonyada-100-yasini-gecenlerin-sayisi-100-bini-buldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Japonya'da 100 ve üzeri yaştakilerin sayısının rekor kırıp, yaklaşık 100 bine çıktığı açıklandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VİYANA -SNmedia.at/ </strong>Elli beş yıldır üst üste bu alanda rekor kıran Japonya'da resmi verilere göre Eylül ayı itibarıyla 100 ve üzeri yaştakilerin sayısı 99.763 oldu. Bu sayının % 88 gibi ezici bir oranını kadınlar oluşturuyor.</p>

<p dir="ltr">Japonya dünyada yaşam beklentisinin en uzun olduğu ülke ve sıklıkla dünyanın en yaşlı insanına ev sahipliği yapıyor.</p>

<p dir="ltr">Japonya aynı zamanda en hızlı yaşlanan toplumlardan biri. Genelde sağlıklı beslenen Japonlar'ın buna karşın doğum oranları düşük.</p>

<p dir="ltr">Japonya'daki en yaşlı insan Nara kentinin dış mahallelerinden Yamatokoriyama'da oturan Şigeko Kagava. En yaşlı erkek de kıyı kenti Iwata'dan 111 yaşındaki Kiyotaka Mizuno.</p>

<p dir="ltr">Sağlık Bakanı Takamoro Fukoka 84.784 kadın ve 11.879 erkekten oluşan 100 yaş ve üzerindekileri kutladı ve "uzun yıllar toplumun gelişmesine yaptıkları katkılara" teşekkür etti.</p>

<p dir="ltr">Veriler Japonya'daki Yaşlılar Günü öncesinde açıklandı. Bu günde 100 yaşına girenler başbakandan bir kutlama mektubuyla, gümüş bir kupa alıyor. Sağlık Bakanlığı bu yıl 53.310 kişiye kutlama gönderildiğini duyurdu.</p>

<p dir="ltr">1960'lı yıllarda Japonya'daki 100 yaş ve üzerindekilerin sayısı, tüm diğer G7 ülkelerinden daha düşüktü. Ancak bu durum o zamandan bu yana önemli ölçüde değişti.</p>

<p dir="ltr">Japonya hükümetinin 100 yaş ve üzerindekileri saymaya başladığı 1963'te sadece 153 kişi vardı.</p>

<p dir="ltr">Sayı 1981'de bini aştı, 1998'de 10 bini buldu.</p>

<p dir="ltr">Japonya'daki uzun yaşam beklentisi asıl olarak kalp hastalıkları ve özellikle meme ve prostat kanserinden ölümlerin daha az olmasıyla açıklanıyor.</p>

<h2 id="Sağlıklı-beslenme-" tabindex="-1">Sağlıklı beslenme</h2>

<p dir="ltr">Japonya'da her iki hastalığın başlıca nedenlerinden obezite oranları da düşük. Japonlar kırmızı eti az, balık ve sebzeleri de çok tüketiyorlar.</p>

<p dir="ltr">Obezite oranları özellikle kadınlarda daha düşük. Bu da, Japon kadınların neden erkeklere göre daha uzun yaşadığını açıklayabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p dir="ltr">Dünyanın geri kalanında beslenme alışkanlıklarında şeker ve tuz kullanımı artarken, Japonya tam tersini yaptı ve kamu sağlığı mesajlarıyla halk daha az tuz tüketmeye başarılı bir şekilde teşvik edildi.</p>

<p dir="ltr">Fakat sadece beslenme de değil. Japon halkı genelde ileri yaşlarda aktif kalıyor ve ABD ile Avrupa'daki ileri yaştakilere göre daha çok yürüyorlar ve toplu taşıma kullanıyorlar.</p>

<p dir="ltr">Günlük grup egzersizi Radio Taiso, 1928'den bu yana Japon kültürünün bir parçası. Bu egzersiz topluluk hissini ve kamu sağlığını geliştirmek için başlatılmıştı. Üç dakikalık egzersiz televizyondan yayımlanıyor ve ülke genelinde küçük topluluklarla yapılıyor.</p>

<p dir="ltr">Ancak bazı çalışmalar küresel düzeyde 100 yaş ve üzerindekilerin sayısı konusunda kuşku yarattı. Veri hataları, güvenilemeyen kamu kayıtları ve kayıp doğum belgelerinin sayıyı şişirdiğinden şüpheleniliyor.</p>

<p dir="ltr">Japonya'da 2010'da aile kayıtlarının incelenmesinde, 230 binden fazla kayıp ve hatta onlarca yıl önce ölmüş kişinin 100 yaş ve üzeri olarak kaydedildiği saptanmıştı.</p>

<p dir="ltr">Bu hatanın, kayıtların düzgün tutulmaması ve bazı ailelerin emekli maaşlarını almaya devam etmek için yaşlı yakınlarının ölümünü saklamasından kaynaklanabileceğin belirtildi.</p>

<p dir="ltr">Başkent Tokyo'nun en yaşlı insanı olduğuna inanılan 111 yaşındaki Sogen Koto'nun kalıntılarının ölümünden 32 yıl sonra evinde bulunmasından sonra ulusal çapta bir soruşturma başlatılmıştı.</p>

<h2 id="Dünyanın-en-yaşlısı-" tabindex="-1">Dünyanın en yaşlısı</h2>

<p dir="ltr">Brezilyalı rahibe Inah Canbarro Lucas'ın nisan ayında 116 yaşındayken hayatını kaybetmesinin ardından, İngiltere'de bir bakım evinde yaşayan Ethel Caterham, Ağustos sonunda hâlâ hayatta olan en yaşlı kişi ünvanını almıştı.</p>

<p dir="ltr">21 Ağustos 1909'da doğan Caterham, İngiliz Kral yedinci Edward'ın tebaasından hayatta kalan son kişi.</p>

<p dir="ltr">Edward'ın torununun torunu Kral Charles, Caterham'a 2024 yılındaki 115. doğum günününde kart göndermişti.</p>

<p dir="ltr"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>BBC Türkçe</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.snmedia.at/japonyada-100-yasini-gecenlerin-sayisi-100-bini-buldu</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Sep 2025 17:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://snmediaat.teimg.com/crop/1280x720/snmedia-at/uploads/2025/01/dunyanin-en-yasli-insani.jpg" type="image/jpeg" length="38635"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gençler arasında kalp sorunları neden artıyor?]]></title>
      <link>https://www.snmedia.at/gencler-arasinda-kalp-sorunlari-neden-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.snmedia.at/gencler-arasinda-kalp-sorunlari-neden-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İspanyol futbol takımları Sevilla ve Getafe arasında 2007 yazında oynanan maçta, Sevilla'nın 22 yaşındaki orta sahası Antonio Puerta yere yığıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr"><strong>VİYANA - SNmedia.at/ </strong>Takım arkadaşları Puerta'nın boğulmasını önlemek için dilini dışarı çıkardı. İlk yardım görevlilerinin müdahalesiyle kendine gelen Puerta sahayı yürüyerek terk etti.</p>

<p dir="ltr">Fakat kulüp doktorlarının söylediğine göre soyunma odasında bir veya birden fazla kalp krizi daha geçirdi ve kaldırıldığı hastanede üç gün sonra hayatını kaybetti.</p>

<p dir="ltr">Bundan üç yıl önce de Portekiz ekibi Benfica'nın 24 yaşındaki Macar oyuncusu Miklos Feher hayatını kaybetmişti.</p>

<p dir="ltr">Bu iki olay, FIFA ve UEFA'nın büyük turnuvalar öncesinde solunum ve kardiyovasküler testleri zorunlu kılmasına yol açtı.</p>

<p dir="ltr">Futbol sahalarındakiler kadar görünür olmasa da, 20'li yaşlarında veya 30'larının başında insanların, fiziksel olarak zorlayıcı bir şey yapmadıkları halde ani ve beklenmedik kalp krizinden hayatını kaybettiği pek çok vaka var.</p>

<p dir="ltr">Kalp krizi vakalarının artıp artmadığını, artıyorsa bunun arkasında neler olabileceğini uzmanlara sorduk ve bazı şaşırtıcı yanıtlar aldık.</p>

<h2 id="Vakalarda-endişe-verici-artış" tabindex="-1">Vakalarda 'endişe verici artış'</h2>

<p dir="ltr">Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki Dubai kentinde bulunan King's College Hospital London'dan kalp cerrahı James Aitchison, kalp-damar rahatsızlıklarını etkilediği bilinen faktörlerde yüzde 20 artışa işaret eden veriler olduğunu görünce şaşırdığını söylüyor.</p>

<p dir="ltr">Lübnan'daki Beyrut Amerikan Üniversitesi'nde kardiyoloji profesörü olan Samir Alam da son 10 yılda gençlerde kalp krizi ve inme vakalarında sert bir artış gördüğünü, ölüm oranlarının da "endişe verici bir şekilde arttığını" belirtiyor.</p>

<p dir="ltr">ABD'de yapılan bir araştırma da 30-45 yaş arası kişilerde kalp rahatsızlıklarının son 15 yılda yüzde 50 arttığını ortaya koymuştu.</p>

<p dir="ltr">Dünya Sağlık Örgütü'ne göre (WHO) kalp-damar rahatsızlıkları dünyadaki birinci ölüm sebebi.</p>

<p dir="ltr">2019'da dünyadaki tüm ölümlerin yüzde 32'sini oluşturan 17,9 milyon kişinin ölümünden kardiyovasküler hastalıklar sorumluydu. Bunların yüzde 85'ine de iki şey yol açıyordu: Kalp krizi ve inme.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p dir="ltr">Bunun genellikle erkekleri etkileyen bir sorun olduğu düşüncesi yaygın olsa da bu doğru değil: Kardiyovasküler hastalıklar hem erkekler hem kadın arasında birincil ölüm nedeni.</p>

<h2 id="Ölümcül-karışım" tabindex="-1">'Ölümcül karışım'</h2>

<p dir="ltr">İki doktor da bu artışın potansiyel nedenleri olarak, kalp damarlarını olumsuz etkileyen bazı faktörlere işaret ediyor: Hayat tarzındaki değişimler, televizyon karşısında veya elde cep telefonu ile uzun süre oturmak, sağlıksız ve yağlı fast food tüketmek…</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Euronews</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.snmedia.at/gencler-arasinda-kalp-sorunlari-neden-artiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Sep 2025 10:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://snmediaat.teimg.com/crop/1280x720/snmedia-at/uploads/2025/09/kalp-krizi.jpg" type="image/jpeg" length="42365"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Saçtan yapılan diş macunu dişlerin çürümesini önleyebilir]]></title>
      <link>https://www.snmedia.at/sactan-yapilan-dis-macunu-dislerin-curumesini-onleyebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.snmedia.at/sactan-yapilan-dis-macunu-dislerin-curumesini-onleyebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Araştırmacılar, saçınızdan yapılan diş macununun hasarlı dişleri onarmaya ve korumaya yardımcı olabileceğini söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İngiltere'deki King's College London'dan (KCL) bilim insanları saç, deri ve yünde bulunan bir protein olan keratinin diş minesini onarabildiğini ve çürümenin erken aşamalarını durdurabildiğini keşfetti.</p>

<p dir="ltr">Araştırma, keratinin tükürükteki minerallerle temas ettiğinde doğal minenin yapısını ve işlevini taklit eden koruyucu bir kaplama ürettiğini ortaya koydu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<section aria-hidden="true" aria-label="Reklam 2" role="region">
<p dir="ltr">"Bu teknoloji biyoloji ve diş hekimliği arasındaki boşluğu doldurarak doğal süreçleri yansıtan çevre dostu bir biyomateryal sağlıyor.</p>

<p dir="ltr">"Saç ve deri gibi biyolojik atık malzemelerden sürdürülebilir bir şekilde elde edildiği gibi, restoratif [onarıcı] diş hekimliğinde yaygın olarak kullanılan, toksik ve daha az dayanıklı olan geleneksel plastik reçinelere olan ihtiyacı da ortadan kaldırıyor."</p>

<p dir="ltr">Advanced Healthcare Materials dergisinde yayınlanan çalışmalarında bilim insanları yünden keratin elde ettiler.</p>

<p dir="ltr">Keratin diş yüzeyine uygulandığında ve tükürükte doğal olarak bulunan minerallerle temas ettiğinde, doğal minenin yapısını ve işlevini taklit eden oldukça organize, kristal benzeri bir yapı oluşturduğunu keşfettiler.</p>

<p dir="ltr">Araştırmacılara göre, zamanla bu yapı kalsiyum ve fosfat iyonlarını çekmeye devam ederek dişin etrafında koruyucu mine benzeri bir tabakanın oluşmasını sağlıyor.</p>

<p dir="ltr">Asitli yiyecek ve içecekler, kötü ağız hijyeni ve yaşlanma, mine erozyonuna ve çürümesine katkıda bulunarak diş hassasiyeti, ağrı ve nihayetinde diş kaybına yol açar.</p>
</section></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.snmedia.at/sactan-yapilan-dis-macunu-dislerin-curumesini-onleyebilir</guid>
      <pubDate>Mon, 18 Aug 2025 23:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://snmediaat.teimg.com/crop/1280x720/snmedia-at/uploads/2025/08/dis.jpg" type="image/jpeg" length="10364"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeni bir araştırmaya göre günde 7 bin adım sağlıklı yaşam için yeterli]]></title>
      <link>https://www.snmedia.at/yeni-bir-arastirmaya-gore-gunde-7-bin-adim-saglikli-yasam-icin-yeterli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.snmedia.at/yeni-bir-arastirmaya-gore-gunde-7-bin-adim-saglikli-yasam-icin-yeterli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyada 160 binden fazla yetişkinin sağlık ve hareket verilerini inceleyen yeni bir araştırmaya göre, günde 7 bin adım atmanın beyin gücünü artırmak ve çok sayıda hastalığa karşı koruma sağlamak için yeterli.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">7 bin adım uzun süredir referans olarak alınan 10 bin adıma göre daha gerçekçi bir hedef olabilir.</p>

<p dir="ltr">The Lancet Public Health dergisinde yayımlanan araştırma, günde daha az adım atmanın kanser, bunama ve kalp hastalıkları gibi ciddi sağlık sorunları riskini azaltmada neredeyse aynı derecede etkili olduğunu söylüyor.</p>

<p dir="ltr">Araştırmacılar bulguların daha fazla insanı günlük adım hedefini gerçekleştirmek için cesaretlendireceğini düşünüyor.</p>

<p dir="ltr">Araştırmayı gerçekleştiren ekibin başındaki Dr. Melody Ding, "Günde 10 bin adım atmamız gerektiği algısına sahibiz ama bunun bilimsel dayanağı yok" diyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p dir="ltr">10 bin adım sayısının ortaya çıkışı Japonya'da 1960'lardaki pazarlama kampanyalarına kadar gidiyor.</p>

<p dir="ltr">1964 Tokyo Olimpiyatları öncesi <em>manpo-kei</em> adı verilen ve "10.000 adım sayacı" olarak tercüme edilebilecek bir cihaz piyasaya sürülmüştü.</p>

<p dir="ltr">Dr. Ding sayının "bağlamından çıktığını" ve bugün adım sayarlar ve uygulamaların önermeyi sürdürdüğü gayriresmi bir rehber haline geldiğini söylüyor.</p>

<p dir="ltr">Yeni çalışma dünyada 160 binden fazla yetişkinin sağlık ve hareket verilerini analiz ediyor.</p>

<p dir="ltr">Günde yaklaşık 7 bin adım atmanın, kalp damar hastalıkları riskini %25, kanser riskini %6, bunama riskini %38 ve depresyon riskini %22 azalttığı tespit edildi.</p>

<p dir="ltr">Ancak araştırmacılar bu bulguların bir kısmının az sayıda çalışmaya dayandığını ve ne kadar doğru olduklarının net olmadığını söylüyor.</p>

<p dir="ltr">Çalışmaları, günde yaklaşık 4 bin adım gibi mütevazı bir adım sayısının bile, çok düşük aktiviteye (günde yaklaşık 2 bin adım) kıyasla sağlıkta iyileşmeyle bağlantılı olduğunu öne sürüyor.</p>

<p dir="ltr">Çoğu sağlık sorunu için, daha uzun yürümenin kalp için ek avantajları olsa da, yedi bin adımdan sonrasında faydalarda artış görülmüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>NTV Haber</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.snmedia.at/yeni-bir-arastirmaya-gore-gunde-7-bin-adim-saglikli-yasam-icin-yeterli</guid>
      <pubDate>Thu, 07 Aug 2025 14:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://snmediaat.teimg.com/crop/1280x720/snmedia-at/uploads/2025/08/yuruyus-saglik.jpg" type="image/jpeg" length="62291"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Güneş kremi: Yararlı mı Zararlı mı? Mineral mi kimyasal mı, hangisi daha iyi?]]></title>
      <link>https://www.snmedia.at/gunes-kremi-yararli-mi-zararli-mi-mineral-mi-kimyasal-mi-hangisi-daha-iyi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.snmedia.at/gunes-kremi-yararli-mi-zararli-mi-mineral-mi-kimyasal-mi-hangisi-daha-iyi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bazı insanlar toksisite, çevre kirliliği ve etkinlik konusundaki endişelerinden dolayı kimyasal güneş kremleri yerine mineral kremleri kullanıyor. Peki aralarında gerçekten bir fark var mı?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">Mineral güneş kremi popülerlik kazanıyor. "Kimyasal" olarak adlandırılan güneş kremlerinin vücudumuza, beynimize ve hatta mercan resiflerine zararlı olabileceği endişeleri nedeniyle, mineral bazlı formülasyonlar dünya güneş kremi pazarında en hızlı büyüyen güneş kremleri haline geldi.</p>

<p dir="ltr">Ancak "kimyasal" ve "mineral" güneş kremleri arasındaki tartışmalar yanlış anlamalarla dolu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p dir="ltr">Mineral güneş kremlerinin kimyasal içermediği, kimyasal güneş kremlerinin zararlı olduğunun kanıtlandığı veya kimyasal güneş kremlerinin güneşin mor ötesi (ultra viyole - UV) ışınlarını emdiği, mineral güneş kremlerinin ise sadece yansıttığı gibi sıkça tekrarlanan iddiaların çoğu yanıltıcı, hatta yanlış.</p>

<p>Karışıklık, en başta terminolojide. İngiltere'deki Newcastle Üniversitesi'nde dermatoloji bilimleri alanında fotobiyoloji dalında emekli profesör ve güneş koruyucuların UVA yıldız derecelendirmesinin mucidi olan Brian Diffey "Her şey kimyasal" diyor.</p>

<p>Diffey'e göre "kimyasal" filtreler olarak adlandırılan filtrelerin, karbon-hidrojen bağları içerdikleri için daha doğru bir ifadeyle organik filtreler olarak adlandırılmaları gerekir.</p>

<p>Genellikle "mineral" olarak adlandırılan inorganik filtreler, özellikle titanyum dioksit ve çinko oksit, bu bağlara sahip değildir. Ve hepsi kimyasaldır.</p>

<p>Cildimizi ve vücudumuzu güneşten korumak yeni bir trend değil; güneş kremleri de, organik veya inorganik (ya da yaygın bilinen adlarıyla kimyasal veya mineral), öyle.</p>

<p>Eski Mezopotamyalılar şemsiye, eski Yunanlılar ise geniş kenarlı şapkalar kullanırdı. Örtülerin yanı sıra, insanlar vücutlarına çeşitli karışımlar da sürerdi.</p>

<p>Afrika'da, Namibya'daki Himba halkı gibi insanlar tarafından hala güneş kremi olarak kullanılan aşıboyası (sarı ya da kırmızı demir cevherinden elde edilen mineral macunlar) kullanımı en az 285.000 yıl öncesine dayanıyorken, Romalı yazar Cornelius Celsus 2000 yıl önce cilde zeytinyağı sürülmesini tavsiye ediyordu.</p>

<p>Ancak bilim insanlarının, ultraviyole radyasyonu (UVR) keşfedip kinin sülfat (ağaç kabuğundan elde edilir) gibi bazı bileşenlerin bu radyasyonu emebileceğini fark etmeleri 19. yüzyılı buldu. Bilim insanları bunu güneş kremi olarak tavsiye ettiler.</p>

<p>1930'a gelindiğinde, araştırmacılar, at kestanesi gibi ağaçlardan elde edilen eskulin ve karaçam kabuğu taneni gibi UVR'yi emen bir dizi başka bileşen keşfettiler. Günümüzün SPF standartlarını karşılamasa da, cildi koruma açısından hepsi organik ("kimyasal") güneş kremleriydi.</p>

<p>Sıcak hava dalgalarında serin ve sağlıklı kalmak için ne yapabiliriz?<br />
Daha sonra, bu listeye onlarca başka bileşen eklendi; bunlara, laboratuvarda farklı maddeleri karıştırarak kimyasal reaksiyon oluşturmak suretiyle üretilenler de dahildi.</p>

<p>Genellikle "sentetik kimyasallar" olarak adlandırılan bu tür bileşenlerin (avobenzon, oksibenzon, oktisalat ve oktinoksat dahil) UV ışınlarını öncekilerden çok daha etkili bir şekilde emdiği tespit edildi. Piyasaya başka bir tür güneş kremi de çıktı: "mineral" güneş kremleri.</p>

<p>Daha "doğal" görünseler de, günümüz güneş kremlerinde bulunan titanyum dioksit ve çinko oksit genellikle laboratuvarda üretiliyor.</p>

<p>Yaz ile ilgili yaygın bilinen yanlışlar<br />
Güneş kremleri nasıl kullanılmalı, ne sıklıkta sürülmeli?<br />
şezlongda güneşlenen şapkalı ve güneş gözlüklü bir kadınKaynak,Getty Images<br />
UV emen veya dağıtan filtre tartışması<br />
İlk başta, organik güneş kremlerinin UVR'yi emdiği, inorganik güneş kremlerinin ise UVR'yi fiziksel olarak yansıtarak ciltten uzaklaştırdığı düşünülüyordu. Bu inanç, 1970'lerde Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından yayınlanan bir monografide daha da pekiştirildi.</p>

<p>Bu fikir, görünüşte yetkili kaynaklar da dahil, bugün hala yaygın olarak dillendiriliyor. Bu, inorganik güneş kremlerinin bazen "fiziksel güneş kremleri" olarak adlandırılmasının da bir nedeni; güneş kremlerinin şemsiyenin yağmur damlalarını engellemesi gibi UV ışınlarını engellediğini ima eder.</p>

<p>Londra'daki King's College Üniversitesi'nde deneysel fotobiyoloji dalında emekli profesör ve güneş koruyucuların etkinliği üzerine ömür boyu araştırma yapan Antony Young, "İnsanlar mineral veya inorganik güneş koruyucuların ultraviyole radyasyonu yansıttığını söylüyor. Ancak bu doğru değil" diyor.</p>

<p>Aslında, 2015 yılında yayınlanan, otoriter ve hakemli bir araştırmaya göre, modern titanyum dioksit ve çinko oksit UV aralığının sadece %4-5'ini yansıtıyor veya dağıtıyor; geri kalan %95'ini ise emiyor.</p>

<p>Aslında, bilim insanları 1980'lerden beri inorganik güneş kremlerinin UV ışınlarını emdiğini biliyordu. 2015 tarihli çalışmanın yazarları da daha fazla kanıt sunmak zorunda kalmaktan bıkmış görünüyorlardı.</p>

<p>Çalışmalarında "bir kez daha" vurguladıkları gibi, "bu çözünmez 'fiziksel' veya 'mineral' UV filtrelerinin gerçek işlevi, aslında çözünür 'kimyasal' UV filtrelerinin işleviyle aynıydı.</p>

<p>"Bu veriler, bu filtrelerin öncelikle UV emici malzemeler olarak işlev gördüğünü ve UV dağıtan veya yansıtan malzemeler olarak işlev görmediğini açıkça gösteriyor."</p>

<p>Diffey, bunların aslında %5'i de yansıtmadığını, "dağıttığını" ekliyor. UV ışınları inorganik parçacıkların yüzeyinden sekmiyor. "Işınlar ortama giriyor; atomlardan veya moleküllerden sekerek bazıları tekrar dışarı çıkıyor; buna dağılma denir" diyor.</p>

<p>Birçok güneş kremi, hatta "mineral" olarak pazarlanan bazıları bile, hem organik hem de inorganik UV filtreleri kullanıyor.</p>

<p>Ancak genel olarak uzmanlar, UV filtresinin UVR'yi emerek, yansıtarak veya dağıtarak çalışmasının çok da önemli olmadığını söylüyor. Emilim yoluyla ciltte oluşan ısı miktarı önemsizdir ve güneşe maruz kalmanın kendisinden kaynaklanan ısının çok küçük bir kısmını oluşturur.</p>

<p>Londra'da yaşayan danışman dermatolog ve British Skin Foundation (Britanya Cilt Vakfı) sözcüsü Mary Sommerlad, "UV enerjisinin emilmesini mi yoksa yansıtılmasını mı istediğinize karar vermeniz gerekmez, çünkü ikisi de hemen hemen aynı şekilde çalışıyor" diyor. Yani, cildinizi hasardan ve kanser riskinden korumak için cildinizin emdiği UVR miktarını azaltarak.</p>

<p>Güneş kremlerinde çözünebilirlik<br />
Organik (kimyasal) ve inorganik (mineral) güneş kremleri bu kadar benzer şekilde çalışıyorsa neden farklı hissediliyorlar?</p>

<p>Bunun nedeni çözünürlük. Çoğu organik filtre çözünürdür, yani aktif bileşenleri su veya yağ gibi bir ortamda çözünebilir. İnorganik güneş kremleri ise çözünmez: parçacıkları bozulmadan kalır. Sonuç olarak, inorganik güneş kremleri ciltte daha kalın bir his bırakır ve beyaz bir tabaka oluşturabilirken, organik filtreler daha pürüzsüz ve berrak formüller sağlayabilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.snmedia.at/gunes-kremi-yararli-mi-zararli-mi-mineral-mi-kimyasal-mi-hangisi-daha-iyi</guid>
      <pubDate>Tue, 05 Aug 2025 12:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://snmediaat.teimg.com/crop/1280x720/snmedia-at/uploads/2025/08/ekran-resmi-2025-08-05-123449.png" type="image/jpeg" length="90431"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avusturya’da Beş Saniyede Akciğer Kanseri Taraması Mümkün]]></title>
      <link>https://www.snmedia.at/avusturyada-bes-saniyede-akciger-kanseri-taramasi-mumkun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.snmedia.at/avusturyada-bes-saniyede-akciger-kanseri-taramasi-mumkun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avusturya’da yılda yaklaşık 5.000 kişiye akciğer kanseri tanısı konulurken, yaklaşık 4.000 kişi bu hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor. Akciğer kanseri, kadınlarda meme kanserinden, erkeklerde ise prostat kanserinden sonra en yaygın ikinci kanser türü. Ancak ölüm oranları açısından her iki kanserin toplamından daha ölümcül. Beş yıllık sağ kalım oranı yalnızca %20 olan bu hastalıkta, erken teşhis büyük önem taşıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VİYANA - SNmedia.at/</strong>Tirol’daki Hochzirl/Natters Pnömoloji Kliniği Başkanı ve ÖGP Genel Sekreteri Dr. Judith Löffler-Ragg, Alpbach’taki Praevenire Sağlık Görüşmeleri’nde yaptığı açıklamada, düşük doz bilgisayarlı tomografi (BT) teknolojisinin akciğer kanserini sadece beş saniyede teşhis edebileceğini vurguladı. Yeni cihazlar, kontrast maddeye gerek olmadan yüksek çözünürlüklü görüntüler sunuyor. Üstelik bu yöntem, geleneksel yıllık akciğer röntgenlerinden çok daha etkili.</p>

<p><strong>Avusturya, Tarama Programlarında Geri Kalıyor</strong></p>

<p>22 Avrupa Birliği üyesi ülke, akciğer kanseri için pilot tarama projeleri başlatmış durumda. Polonya, İngiltere ve Hırvatistan’da bu taramalar yaygın bir şekilde uygulanıyor. Almanya da 2026’da ulusal düzeyde program başlatmaya hazırlanıyor. Buna karşın Avusturya henüz resmi bir pilot uygulama bile başlatmadı. Uzmanlar bu durumu eleştirerek, ülkenin tarama konusunda “haritada boş bir nokta” haline geldiğini söylüyor.</p>

<p><strong>Rakamlar Net: Tarama, Ölüm Oranını Azaltıyor</strong></p>

<p>Hollanda ve Belçika’da yapılan büyük çaplı bir araştırma, düşük doz BT taramasının akciğer kanserine bağlı ölümleri %26 oranında azalttığını gösterdi. Viyana’daki uzman Dr. Arschang Valipour’a göre, bu tür tarama programları genel ölüm oranlarını %48’e, akciğer kanseri ölümlerini ise %45’e kadar düşürebiliyor. Bu rakamlar, Avusturya gibi yılda binlerce yeni vaka kaydeden ülkeler için devrim niteliğinde.</p>

<p><strong>Hedef Grup: 50–74 Yaş Arası Sigara İçmiş Bireyler</strong></p>

<p>Tarama programları tüm nüfusu değil, özellikle yüksek risk grubunu hedef alıyor. Uzun süre sigara içmiş ve 50 ila 74 yaş arasında bulunan yaklaşık 600.000 kişi, Avusturya’da bu kapsama giriyor. Uzmanlara göre, %50 katılım oranı sağlanabilirse 300.000 kişi düzenli tarama sistemine alınabilir.</p>

<p><strong>Tarama Sadece Kanser Değil, Kalp Hastalıklarını da Tespit Edebilir</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlar, akciğer BT taramalarının yalnızca kanser değil, aynı zamanda ciddi kalp hastalıklarını da önceden tespit etme potansiyeline sahip olduğunu vurguluyor. Bu da taramaların sağlık sistemi üzerindeki genel faydasını daha da artırıyor.</p>

<p><strong>Teknik Altyapı Hazır: Engel Bürokratik</strong></p>

<p>Avusturya’da milyon kişi başına düşen 26 BT cihazı bulunuyor. Bu sayı, hali hazırda ulusal tarama programı uygulayan İngiltere ve Polonya’dan daha yüksek. Yani teknik donanım açısından bir eksiklik söz konusu değil. Asıl sorun, siyasi irade ve uygulama eksikliği.</p>

<p><strong>“İnsanlar Yanlış Şeyden Korkuyor”</strong></p>

<p>Dr. Löffler-Ragg, “Kadınlar meme kanserinden, erkekler prostat kanserinden korkuyor. Oysa akciğer kanseri ikisinin toplamından daha fazla insanı öldürüyor” diyerek toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini belirtti. Tarama sayesinde erken evrede teşhis edilen hastaların büyük kısmı ameliyat ve diğer yöntemlerle tamamen iyileştirilebiliyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.snmedia.at/avusturyada-bes-saniyede-akciger-kanseri-taramasi-mumkun</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Jul 2025 09:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://snmediaat.teimg.com/crop/1280x720/snmedia-at/uploads/2025/07/akciger.jpg" type="image/jpeg" length="88491"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilim Dünyasından Çarpıcı Bulgular: Bebeğin Cinsiyeti Şansa Bağlı Değil]]></title>
      <link>https://www.snmedia.at/bilim-dunyasindan-carpici-bulgular-bebegin-cinsiyeti-sansa-bagli-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.snmedia.at/bilim-dunyasindan-carpici-bulgular-bebegin-cinsiyeti-sansa-bagli-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Science Advances dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, bebeklerin cinsiyetinin tamamen rastlantıya dayalı olmadığını ortaya koydu. Araştırmaya göre, bazı ailelerin belirli bir cinsiyetten çocuk sahibi olma olasılığı, genetik eğilimler ve annenin yaşı gibi faktörlerden etkilenebiliyor. Bu da yüzde 50-50 ihtimal anlayışını sorgulatıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VİYANA - SNmedia.at/</strong>1956 ile 2015 yılları arasında en az iki çocuk sahibi 58 binden fazla kadının verileri incelendi. Üç ya da daha fazla çocuğu olan ailelerde, sonraki doğan çocukların önceki kardeşlerle aynı cinsiyette olma ihtimalinin daha yüksek olduğu gözlemlendi. Üç kız çocuğu olan ailelerin dördüncü çocuklarının yine kız olma oranı yüzde 58 iken, üç erkek çocuğu olanlarda bu oran yüzde 61'e kadar çıkıyor.</p>

<p><strong>Anne Yaşı da Etkili Bir Faktör</strong><br />
Araştırma, annenin çocuk sahibi olduğu yaşın da belirleyici olduğunu ortaya koydu. Özellikle 28 yaşından sonra çocuk sahibi olan kadınlarda, aynı cinsiyetten çocuk doğurma eğilimi artıyor. Bu durumun genetik yatkınlıkla da ilişkili olduğu düşünülüyor.</p>

<p><strong>İki Gen Cinsiyet Eğilimiyle Bağlantılı</strong><br />
Araştırmacılar, yalnızca kız ya da yalnızca erkek çocuk doğurmaya yatkın olan annelerde bu eğilimle bağlantılı iki gen tespit etti. Harvard Üniversitesi’nden Profesör Jorge Chavarro, bu genlerin cinsiyet üzerindeki etkisinin henüz tam olarak anlaşılamadığını, ancak bağlantının güçlü olduğunun altını çizdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Babalara Dair Veri Eksikliği</strong><br />
Araştırmanın bir sınırlaması olarak, babalara ait genetik ya da demografik verilerin incelenmediği belirtildi. Bu da, çalışmanın sadece annenin biyolojik özelliklerine dayalı analiz sunduğunu gösteriyor.</p>

<p><strong>“İki Tarafı da Aynı Para ile Yazı Tura” Uyarısı</strong><br />
Araştırmanın sonunda, aynı cinsiyetten çocuk sahibi olan ve farklı cinsiyet isteyen ailelere uyarıda bulunuldu. Bilim insanları, bu ailelerin yeni bir çocuk sahibi olurken "iki tarafı da aynı olan bir para ile yazı tura atıyor olabileceğini" vurguladı. Yani, eşit şans anlayışı her zaman geçerli olmayabilir.</p>

<p><strong>Araştırmanın Sonucu Yeni Soru İşaretleri Doğurdu</strong><br />
Bu çalışma, bebeklerin cinsiyetinin salt rastlantıya bağlı olmadığına dair bilimsel ipuçları sunarken, aynı zamanda yeni araştırmaların da önünü açıyor. Araştırmacılar, özellikle babaların genetik etkilerinin incelenmesi gerektiğine dikkat çekiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.snmedia.at/bilim-dunyasindan-carpici-bulgular-bebegin-cinsiyeti-sansa-bagli-degil</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Jul 2025 23:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://snmediaat.teimg.com/crop/1280x720/snmedia-at/uploads/2025/07/bebrkkk.jpg" type="image/jpeg" length="42839"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avrupa’da Tütün Alarmı: 12 Ülke Sağlık Komisyonu’nu Harekete Geçmeye Çağırdı]]></title>
      <link>https://www.snmedia.at/avrupada-tutun-alarmi-12-ulke-saglik-komisyonunu-harekete-gecmeye-cagirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.snmedia.at/avrupada-tutun-alarmi-12-ulke-saglik-komisyonunu-harekete-gecmeye-cagirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avrupa Birliği’nin 12 üye ülkesinin sağlık bakanları, Avrupa Komisyonu’na ortak bir mektup göndererek tütün ürünleri ve yeni nikotin türevleriyle mücadelede daha hızlı ve etkili adımlar atılmasını talep etti. Mektupta özellikle gençlerin sağlığının korunması vurgulanırken, geciken düzenlemelere yönelik eleştiriler dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VİYANA - SNmedia.at/</strong>Hollanda’nın öncülüğünde hazırlanan ve 21 Mart tarihini taşıyan mektuba; Belçika, Estonya, Finlandiya, Fransa, İrlanda, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Malta, Slovenya ve İspanya’nın sağlık bakanları da imza attı. Mektupta, gençler arasında yaygınlaşan elektronik sigara ve benzeri nikotin ürünlerinin kullanımına karşı endişeler dile getirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Online Satışlar ve Sosyal Medya da Hedefte</strong></p>

<p>Bakanlar, yeni nesil tütün ürünlerinin internet üzerinden satışı ve sosyal medya aracılığıyla gençlere ulaşmasının ciddi bir halk sağlığı problemi oluşturduğunu belirtti. Özellikle aromalı ürünlerin cazibesinin, çocukları ve gençleri hedef aldığına dikkat çekildi.</p>

<p><strong>2040 Hedefi: Dumansız Bir Nesil</strong></p>

<p>Gönderilen mektupta, “2040 yılına kadar Avrupa’da dumansız bir nesil yaratmak istiyoruz” ifadesine yer verilirken, Avrupa Komisyonu’nun bu vizyon doğrultusunda daha kararlı adımlar atması gerektiği vurgulandı. Hükümetler, toplum sağlığını korumak adına yasal çerçevenin acilen güncellenmesini talep ediyor.</p>

<p><strong>Geciken Direktifler Tepki Çekti</strong></p>

<p>Avrupa Kanserle Mücadele Planı kapsamında 2022 ve 2024 yılları için planlanan Tütün Ürünleri Direktifi ve Tütün Vergilendirme Direktifi’nin hâlâ uygulanmaya başlanmamış olması, mektubun en çok eleştirilen noktalarından biri oldu. Bakanlar, bu düzenlemelerin daha fazla gecikmeden hayata geçirilmesini istedi.</p>

<p><strong>2025 Yılı İçin Net Takvim Talebi</strong></p>

<p>Mektupta, “Güncellenmiş mevzuat yol haritasında henüz belirlenmiş bir tarih olmaması endişe verici” denildi. Bakanlar, Avrupa Komisyonu’nu 2025 yılı içinde bu yasa tekliflerini yayımlamaya ve yeni ürünlerle uyumlu hale getirmeye çağırdı.</p>

<p><strong>Yasa Değişikliklerinde Yeni Ürünler de Yer Almalı</strong></p>

<p>Avrupa ülkeleri, hızla gelişen tütün ve nikotin pazarı göz önüne alındığında, mevcut yasaların günümüz gerçeklerine artık yeterince cevap veremediğini savunuyor. Bu nedenle yalnızca geleneksel tütün ürünlerinin değil, tüm yeni nikotin ürünlerinin de yasal düzenlemelere dahil edilmesi isteniyor.</p>

<p><strong>Çocukların Korunması İçin Katı Kısıtlamalar Gündemde</strong></p>

<p>Sağlık bakanları, özellikle e-sigaralar ve benzeri ürünlerin ambalaj, nikotin oranı ve aroma içerikleri açısından sıkı şekilde düzenlenmesini talep ediyor. Bu düzenlemelerin temel hedefi, çocukları bu ürünlerin çekiciliğinden korumak ve internet üzerinden erişimi kısıtlamak.</p>

<p><strong>Birlikte Daha Sağlıklı Bir Avrupa İçin Çağrı</strong></p>

<p>Mektupta, Avrupa’nın genç neslini korumak ve kamu sağlığını geliştirmek adına tütün kontrolü mevzuatında kapsamlı bir revizyonun şart olduğu vurgulandı. Bakanlar, Avrupa Komisyonu’ndan ivedilikle harekete geçmesini bekliyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.snmedia.at/avrupada-tutun-alarmi-12-ulke-saglik-komisyonunu-harekete-gecmeye-cagirdi</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Mar 2025 21:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://snmediaat.teimg.com/crop/1280x720/snmedia-at/uploads/2025/03/tutunn.jpeg" type="image/jpeg" length="75166"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avrupa ve Orta Asya'da Kızamık Vakalarında Rekor Artış]]></title>
      <link>https://www.snmedia.at/avrupa-ve-orta-asyada-kizamik-vakalarinda-rekor-artis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.snmedia.at/avrupa-ve-orta-asyada-kizamik-vakalarinda-rekor-artis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve UNICEF’in yayımladığı bir rapora göre, 2024 yılında Avrupa ve Orta Asya’da son 25 yılın en yüksek kızamık vakası kaydedildi. Bölge genelinde 120.000’den fazla vaka rapor edilirken, bu sayı 2023’e kıyasla iki katına çıktı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VİYANA - SNmedia.at/</strong>DSÖ ve UNICEF, kızamık vakalarının 1997 yılında 216.000 vaka ile zirveye ulaştığını, ancak 2016’da 4.440 vakaya kadar düştüğünü belirtti. Son yıllarda ise vakaların yeniden artışa geçtiği görülüyor.</p>

<p><strong>Çocuklar Risk Altında</strong><br />
Verilere göre, Avrupa ve Orta Asya’daki kızamık enfeksiyonlarının yaklaşık yüzde 40’ı 5 yaş altındaki çocuklarda görüldü. Ayrıca, hastalığa yakalananların yarısından fazlası hastaneye kaldırılmak zorunda kaldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Kızamık Son Derece Bulaşıcı</strong><br />
Kızamık, hava yoluyla bulaşan en bulaşıcı hastalıklardan biri olarak biliniyor. İki dozluk kızamık aşısı, bu hastalığa karşı yüzde 97 oranında koruma sağlıyor. Ancak, ciddi vakalarda kızamık zatürre, ensefalit, dehidrasyon ve körlük gibi ağır komplikasyonlara yol açabiliyor.</p>

<p><strong>DSÖ: "Kızamık Geri Döndü"</strong><br />
DSÖ Avrupa Direktörü Dr. Hans Kluge, "Kızamık geri döndü ve bu bir uyarı niteliğinde. Yüksek aşılama oranları olmadan sağlık güvenliği sağlanamaz," ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>En Fazla Vaka Romanya ve Kazakistan’da</strong><br />
Romanya, 30.000’den fazla kızamık vakası ile en çok etkilenen ülke oldu. Kazakistan ise 28.147 vakayla ikinci sırada yer aldı. Bosna Hersek ve Karadağ’da ise çocukların son beş yıldır sırasıyla yüzde 70 ve yüzde 50’sinden daha azının kızamık aşısı olduğu belirtildi.</p>

<p><strong>Aşılama Salgınları Önlemek İçin Hayati Önem Taşıyor</strong><br />
Bilim insanları, salgınları önlemek için nüfusun en az yüzde 95’inin aşılanması gerektiğini vurguluyor. İngiltere’deki Southampton Üniversitesi’nden küresel sağlık uzmanı Dr. Michael Head, "Kızamık neredeyse tamamen aşı ile önlenebilir bir hastalıktır. İki doz aşı, enfeksiyon ve bulaşmayı önler" dedi.</p>

<p><strong>Pandemi Sonrası Aşılama Oranları Düşük Kaldı</strong><br />
COVID-19 pandemisi sırasında aşılama oranlarında yaşanan düşüş, kızamık vakalarının 2023 ve 2024 yıllarında hızla artmasına neden oldu. Birçok ülkede aşılama oranları hâlâ pandemi öncesi seviyelere ulaşmış değil. Bu da uzmanlara göre yeni salgınların önünü açıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.snmedia.at/avrupa-ve-orta-asyada-kizamik-vakalarinda-rekor-artis</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Mar 2025 20:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://snmediaat.teimg.com/crop/1280x720/snmedia-at/uploads/2025/03/2020-04-28-10-10-44-1152x768.jpg" type="image/jpeg" length="81660"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avrupa’da Kızamık Vakaları Artıyor: Sağlık Yetkililerinden Aşı Uyarısı]]></title>
      <link>https://www.snmedia.at/avrupada-kizamik-vakalari-artiyor-saglik-yetkililerinden-asi-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.snmedia.at/avrupada-kizamik-vakalari-artiyor-saglik-yetkililerinden-asi-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avrupa genelinde kızamık vakaları hızla artarken, sağlık yetkilileri aşı yaptırma çağrısında bulunuyor. Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC), 2024’ün başından 2025’in başına kadar Avrupa Birliği (AB), İzlanda, Lihtenştayn ve Norveç’te 32.000’den fazla kızamık vakasının rapor edildiğini duyurdu. Bu sayı, 2023 yılında bildirilen 2.400 vakanın 10 katından fazla.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VİYANA - SNmedia.at/</strong>ECDC, 2024’ün ilk yarısında kızamık vakalarının zirve yaptığına dikkat çekerek, salgının 2025 baharında daha da yayılabileceğini belirtti. Virüsün Avrupa genelinde dolaşımda olduğunu vurgulayan sağlık yetkilileri, toplumun aşılanma oranının artırılmasının hayati önem taşıdığını ifade etti.</p>

<p><strong>En Fazla Vaka Romanya’da Görüldü</strong><br />
Geçtiğimiz yıl Avrupa’da en fazla kızamık vakası görülen ülke 27.568 vaka ile Romanya oldu. Onu 1.097 vaka ile İtalya, 637 vaka ile Almanya, 551 vaka ile Belçika ve 542 vaka ile Avusturya takip etti. Avrupa Ekonomik Alanı’ndaki tüm ülkeler en az bir vaka bildirirken, Romanya’da 18, İrlanda’da ise 1 kişi kızamık nedeniyle hayatını kaybetti.</p>

<p><strong>Aşılanmamış Kişiler Daha Büyük Risk Altında</strong><br />
ECDC verilerine göre, kızamığa yakalanan kişilerin yüzde 86’sı aşı yaptırmamıştı. Enfekte olanların büyük çoğunluğunu 4 yaşın altındaki küçük çocuklar oluşturuyor. Uzmanlar, aşılama oranlarının düşük olmasının salgının yayılmasını hızlandırdığını belirtiyor.</p>

<p><strong>Kızamık Nasıl Bulaşıyor?</strong><br />
Kızamık son derece bulaşıcı bir hastalık olarak biliniyor. Aşılanmamış bir kişi, enfekte bir kişinin iki saat önce öksürdüğü veya hapşırdığı bir ortama girdiğinde bile virüsü kapabiliyor.</p>

<p><strong>Toplumsal Bağışıklık İçin Yüzde 95 Aşı Oranı Gerekli</strong><br />
Sağlık yetkilileri, toplumun en az yüzde 95’inin iki doz aşı olması gerektiğini vurguluyor. Ancak 2023 yılında yalnızca dört ülke bu oranı yakalayabildi: Macaristan, Malta, Portekiz ve Slovakya.</p>

<p><strong>Kızamık Ağır Sonuçlara Yol Açabilir</strong><br />
Kızamık, döküntü, ateş ve öksürük gibi belirtilerle ortaya çıkarken, ağır vakalarda zatürre, ensefalit ve ölüme yol açabiliyor. Dünya genelinde vaka sayılarındaki artış nedeniyle, yetkililer özellikle yurt dışına seyahat etmeyi planlayan kişilere aşı durumlarını kontrol etmeleri yönünde uyarıda bulunuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Aşı Hayat Kurtarır</strong><br />
Kızamık, güvenli ve etkili bir aşıyla önlenebilen hastalıklar arasında yer alıyor. ECDC, “Eğer aşı geçmişinizden emin değilseniz veya çocuklarınızı aşılatma konusunda bilgiye ihtiyacınız varsa, bir sağlık uzmanına danışmalısınız” çağrısında bulunuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.snmedia.at/avrupada-kizamik-vakalari-artiyor-saglik-yetkililerinden-asi-uyarisi</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Mar 2025 21:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://snmediaat.teimg.com/crop/1280x720/snmedia-at/uploads/2025/03/kizamik.jpg" type="image/jpeg" length="82298"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Koronavirüsün Etkileri: Avusturya 350 Bin Yıl Yaşam Kaybına Uğradı]]></title>
      <link>https://www.snmedia.at/koronavirusun-etkileri-avusturya-350-bin-yil-yasam-kaybina-ugradi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.snmedia.at/koronavirusun-etkileri-avusturya-350-bin-yil-yasam-kaybina-ugradi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İngiliz araştırmacılar tarafından yürütülen bir çalışmaya göre, 2020-2022 yılları arasında Avusturya'da yaklaşık 350 bin yıllık yaşam kaybı yaşandı. Yeni tip koronavirüs (SARS-CoV-2) pandemisinin damga vurduğu bu dönemde, yalnızca Covid-19 nedeniyle değil, sağlık hizmetlerindeki aksamalar gibi dolaylı etkenler nedeniyle de önemli bir yaşam süresi kaybı meydana geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p data-pm-slice="1 1 []"><strong>VİYANA - SNmedia.at/</strong>Sağlık bilimlerinde "sağlıklı yaşam yılı", bireyin belirli bir yaş sonrası herhangi bir ciddi sağlık sorunu yaşamadan sürdürebileceği süreyi ifade eder. Pandemi sürecinde, Covid-19’un en çok yaşlı bireyleri etkilediği düşünülse de, yeni veriler bu kaybın yaşlılarla sınırlı kalmadığını gösteriyor. Yapılan çalışma, kaybedilen yılların büyük bir kısmının sağlıklı bir şekilde geçirilebileceğini ortaya koyuyor.</p>

<p><strong>Aşılar Aşırı Ölüm Oranını Düşürdü</strong><br />
Avrupa’nın büyük bir kısmında, pandemiye karşı sıkı önlemler uygulanırken, bu politikalar zamanla tartışmalara yol açtı. Örneğin İsveç, karantina önlemlerini özellikle yaşlı bireyler için yoğunlaştırdı. Imperial College London’dan Sara Ahmadi-Abhari ve uluslararası araştırma ekibi, pandemi önlemlerinin etkisini analiz ederek 18 Avrupa ülkesinde kaybedilen yaşam yıllarını değerlendirdi. Çalışma, aşı kampanyalarının yaygınlaşmasıyla 2021 ve 2022 yıllarında aşırı ölüm oranlarında düşüş yaşandığını gösteriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Avusturya'da 1.000 Kişi Başına 70 Yıllık Yaşam Kaybı</strong><br />
Araştırmaya göre, Avusturya’da pandeminin ilk yılında yaklaşık 90 bin, 2021’de 123 bin ve 2022’de 140 bin yıllık yaşam kaybı yaşandı. Genel nüfusa oranlandığında, 1.000 kişi başına yaklaşık 70 yıllık yaşam kaybıyla Avusturya, 18 ülke içinde orta sıralarda yer aldı. En yüksek kayıplar Estonya, Polonya, İspanya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti’nde görülürken (1.000 kişi başına 100 yıl ve üzeri), İsviçre, Danimarka ve İsveç’te bu rakam 20 civarında kaldı. Almanya için ise bu değer 50 yıl olarak belirlendi. 2022 yılı sonu itibarıyla, İsveç dışında hiçbir ülkede 35 yaş üstü bireylerin yaşam beklentisi pandemi öncesi seviyelere dönmedi.</p>

<p><strong>Sağlıklı Yaşam Yıllarında Azalma</strong><br />
Avusturya’da kaybedilen yılların büyük bir kısmı, bireylerin sağlık sorunları yaşamadan geçirebileceği yıllardan oluşuyordu. Çalışma, pandeminin yalnızca ölüm oranlarını artırmakla kalmadığını, aynı zamanda 80 yaş üstü bireylerde bile sağlıklı yaşam süresini kısalttığını ortaya koydu. Gelir seviyesi daha yüksek olan ülkelerde yaşam kaybı daha düşük seyrederken, kadınların erkeklere kıyasla daha az yaşam yılı kaybettiği gözlemlendi. Bu durum, pandemi sürecinde sosyoekonomik eşitsizliklerin derinleştiğini gösteriyor.</p>

<p><strong>Pandemi Sağlık Sistemini de Zorladı</strong><br />
Araştırmanın başyazarı Ahmadi-Abhari, pandemi sürecinde yalnızca Covid-19 kaynaklı değil, sağlık sistemindeki yetersizlikler nedeniyle de aşırı ölüm oranlarının arttığını belirtti. Uzmanlar, pandemi sırasında alınan önlemlerin sağlık hizmetlerinde aksamalara yol açtığını ve bu durumun ciddi yan etkilere neden olduğunu sık sık dile getirmişti. Ahmadi-Abhari, elde edilen verilerin, gelecekte benzer krizlere karşı daha iyi hazırlanabilmek için kapsamlı bir pandemi planlamasına duyulan ihtiyacı açıkça ortaya koyduğunu vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.snmedia.at/koronavirusun-etkileri-avusturya-350-bin-yil-yasam-kaybina-ugradi</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Mar 2025 10:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://snmediaat.teimg.com/crop/1280x720/snmedia-at/uploads/2025/03/artikel-bilder-julia1744-16-9-242718721053-1872x1053.jpg" type="image/jpeg" length="85920"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Viyana'da İlk Ağrı Merkezi Hizmete Girdi]]></title>
      <link>https://www.snmedia.at/viyanada-ilk-agri-merkezi-hizmete-girdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.snmedia.at/viyanada-ilk-agri-merkezi-hizmete-girdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avusturya’da bir ilk olan özel ağrı merkezi, bugün Meidling Travma Merkezi'nde açıldı. Bu yeni merkez, hastane dışında uzmanlaşmış ağrı yönetimi sunarak sağlık sigortası kapsamında hizmet veren ilk tesis olma özelliğini taşıyor. Viyana’da ilerleyen dönemlerde benzer ağrı merkezlerinin açılması planlanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VİYANA - SNmedia.at/</strong>Avusturya Sağlık Sigorta Fonu (ÖGK) ve diğer sigorta sağlayıcıları, bu girişimin "Avusturya'da ağrı tedavisinde bir dönüm noktası" olduğunu vurguluyor. ÖGK’nın verilerine göre, ülkede yaklaşık 1,8 milyon kişi kronik ağrıyla mücadele ediyor. Bu da Avusturya nüfusunun yüzde 20’sinden fazlasına tekabül ediyor.</p>

<p><strong>Hastane Dışında Ücretsiz Ağrı Tedavisi</strong></p>

<p>Bu merkezin açılmasıyla birlikte, hastane dışında ve yasal sağlık sigortası kapsamında ilk kez uzman ağrı yönetimi sunuluyor. Daha önce hastalar, ya yatarak tedavi görmek zorunda kalıyor ya da özel kliniklerde ücret karşılığında hizmet alıyordu. Yeni merkez sayesinde, hastaların daha erişilebilir ve sigorta kapsamında tedavi alması mümkün hale geldi.</p>

<p><strong>Kronik Ağrısı Olan Hastalara Bütüncül Yaklaşım</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Viyana'da yaşayan kronik ağrı hastaları, kaza sonrası ağrı çekenler veya ameliyat sonrası iyileşme sürecinde olan kişiler, artık hastaneye gitmeye gerek kalmadan yaşadıkları bölgeye yakın bir merkezde tedavi görebilecek. Tedavi sürecinde yalnızca fiziksel ağrı değil, aynı zamanda psikososyal faktörler de dikkate alınıyor.</p>

<p><strong>Disiplinler Arası Uzman Kadro Görev Yapıyor</strong></p>

<p>Ağrı yönetimi, anesteziyoloji, yoğun bakım, nöroloji, psikiyatri, fiziksel tıp, ortopedi, fizyoterapi ve klinik psikoloji gibi farklı alanlardan uzmanların iş birliğiyle yürütülüyor. Ancak, her hasta doğrudan merkeze başvuramıyor. Ağrı merkezinde tedavi görmek için belirli kriterleri karşılayan hastalara öncelik veriliyor ve randevu süreci sıkı tahsis kriterlerine göre belirleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.snmedia.at/viyanada-ilk-agri-merkezi-hizmete-girdi</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Mar 2025 09:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://snmediaat.teimg.com/crop/1280x720/snmedia-at/uploads/2025/03/bel-boyun-rahatsizliklari.jpg" type="image/jpeg" length="55756"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ramazan Ayı Başlıyor: Oruç Tutmayı Kolaylaştıran Besinler]]></title>
      <link>https://www.snmedia.at/ramazan-ayi-basliyor-oruc-tutmayi-kolaylastiran-besinler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.snmedia.at/ramazan-ayi-basliyor-oruc-tutmayi-kolaylastiran-besinler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya genelinde milyonlarca Müslümanın oruç tuttuğu Ramazan ayı, 28 Şubat'ı 1 Mart'a bağlayan gece ilk sahurla başlıyor. Bu özel dönemde, gün boyu enerji seviyesini koruyabilmek için doğru besinleri tüketmek büyük önem taşıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p data-pm-slice="1 1 []"><strong>VİYANA - SNmedia.at/</strong>Ramazan’da güne sahurla başlamak, gün boyunca tok ve enerjik kalmak için kritik bir adım. Beslenme uzmanı İsmet Tamer, sahurda protein, karbonhidrat, vitamin ve mineral açısından zengin gıdaların tercih edilmesi gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Tamer, hafif ve doyurucu bir sahur menüsü öneriyor:</p>

<ul data-spread="false">
 <li>
 <p>Peynir, yumurta, domates ve salatalık gibi taze sebzeler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Zeytinyağında pişirilmiş sebze yemekleri</p>
 </li>
 <li>
 <p>Çorba ve meyveler</p>
 </li>
</ul>

<p>Uzmanlar, sahurda yaklaşık 2-3 litre su içmenin gün içinde susuz kalmayı önleyeceğini vurguluyor.</p>

<p><strong>Kompleks Karbonhidratlarla Enerji Seviyesini Korumak</strong></p>

<p>Beslenme uzmanı Bridget Benelam, sahurda kompleks karbonhidrat tüketmenin önemini vurguluyor. Kepekli ve lifli gıdalar, enerjinin daha yavaş salınmasını sağlayarak gün boyu tok kalmaya yardımcı olabilir.</p>

<p>Benelam'a göre sahur için önerilen besinler şunlardır:</p>

<ul data-spread="false">
 <li>
 <p>Yulaf ezmesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tam tahıllı ekmekler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Tahıl gevrekleri</p>
 </li>
</ul>

<p>Ayrıca, fasulye, bezelye ve nohut gibi lif açısından zengin gıdalar, tokluk hissini artırarak uzun süre açlık hissetmemenizi sağlayabilir.</p>

<p><strong>Susuzluğu Önlemek İçin Kafein ve Tuzdan Kaçının</strong></p>

<p>Tuzlu yiyecekler ve kafein içeren içecekler susuzluk hissini artırabilir. Bu nedenle sahurda fazla tuz tüketmemek ve çay, kahve gibi içecekleri sınırlamak öneriliyor.</p>

<p><strong>İftarda Hangi Besinler Tercih Edilmeli?</strong></p>

<p>Orucu açarken, vücudun kaybettiği enerjiyi ve sıvıyı yerine koymak için doğru besinleri tüketmek önemli. Peygamber Muhammed’in geleneğinde olduğu gibi hurma, iftar için ideal bir tercih olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Beslenme uzmanı Bridget Benelam, "Hurma ve su, orucunuzu açmak için mükemmel bir seçenektir. Vücudunuza enerji sağlarken kaybedilen suyu da yerine koyar" diyor.</p>

<p><strong>Benelam’ın önerdiği diğer iftar besinleri:</strong></p>

<ul data-spread="false">
 <li>
 <p>Mercimek, bakliyat ve sebzeler içeren çorbalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Lif açısından zengin sebze ve meyveler</p>
 </li>
 <li>
 <p>Kepekli tahıllar, süt ürünleri ve protein kaynakları</p>
 </li>
</ul>

<p>İftarda ağır yemeklerden kaçınılması gerektiğini belirten uzmanlar, büyük porsiyonlar yerine iki küçük öğün tüketmenin kan şekerini dengede tutmaya yardımcı olacağını söylüyor.</p>

<p><strong>Oruç Tutmanın Sağlığa Faydaları</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Oruç tutmanın metabolizma üzerindeki olumlu etkileri bilimsel araştırmalarla destekleniyor. Son yıllarda popüler hale gelen aralıklı oruç diyeti de benzer faydalar sunuyor.</p>

<p><strong>Bilimsel araştırmalara göre oruç:</strong></p>

<ul data-spread="false">
 <li>
 <p>Kan basıncını ve kolesterol seviyelerini düşürebilir</p>
 </li>
 <li>
 <p>Vücuttaki inflamasyonu azaltabilir</p>
 </li>
 <li>
 <p>İnsülin duyarlılığını artırarak tip 2 diyabet riskini azaltabilir</p>
 </li>
</ul>

<p>The American Journal of Clinical Nutrition’da yayımlanan bir araştırma, Ramazan ayında oruç tutmanın akciğer, kolorektal ve meme kanseri riskini azaltabileceğini gösteriyor.</p>

<p><strong>Ramazan’da Kilo Kontrolü İçin Dikkat Edilmesi Gerekenler</strong></p>

<p>Ramazan boyunca sağlıklı beslenmek, kilo kontrolü açısından da önemli. Uzmanlar, iftar ve sahurda aşırıya kaçmanın kilo alımına neden olabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Beslenme uzmanı Bridget Benelam, "İnsanların doğal olarak fazla yemeye eğilimi var. Büyük bir iftar sofrasında sunulan her şeyi yemek zorunda değilsiniz. Seçici olun ve yavaş yavaş yiyin" tavsiyesinde bulunuyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.snmedia.at/ramazan-ayi-basliyor-oruc-tutmayi-kolaylastiran-besinler</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Feb 2025 20:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://snmediaat.teimg.com/crop/1280x720/snmedia-at/uploads/2025/02/ramazann.jpg" type="image/jpeg" length="15370"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ABD'yi alarma geçiren virüs: CAMP HILL!]]></title>
      <link>https://www.snmedia.at/abdyi-alarma-geciren-virus-camp-hill</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.snmedia.at/abdyi-alarma-geciren-virus-camp-hill" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ölümcül bir patojen ailesine ait olan ve daha önce hiç görülmemiş bir virüs ABD'yi alarma geçirdi. 'Camp Hill' isimli bu virüs henüz hiçbir insana bulaşmadığı için hakkında çok az şey biliniyor ancak uzmanlar virüsün bulaşması durumunda tüm insanlığı tehdit edebileceğini düşünüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>VİYANA-SNmedia.at/&nbsp;</strong>Avustralya'daki&nbsp;Queensland Üniversitesi'nden araştırmacılar bu hafta Alabama'nın Tallapoosa İlçesi'ndeki Camp Hill kasabası yakınlarında küçük, köstebek benzeri hayvanlar olan sivri farelerde 'yeni bir virüs' keşfettiklerini duyurdular.<br />
<br />
<strong>DAHA ÖNCE HİÇ GÖRÜLMEMİŞ BİR VİRÜS</strong></p>

<p>Koronavirüs pandemisini yıllar önce tahmin eden araştırmacılar, 2021'de memelilerin yaşlanması üzerine yapılan farklı bir çalışmanın parçası olarak Alabama'da dört adet kısa kuyruklu sivri faresini inceledi. Hayvanlardan alınan doku örneklerinde daha önce gördükleri hiçbir şeye benzemeyen bir virüse ait genetik materyal keşfettiler.</p>

<p></p>

<p><img alt="67A48F59163Db1380162781B" class="detail-photo img-fluid" src="https://snmediaat.teimg.com/snmedia-at/uploads/2025/02/67a48f59163db1380162781b.webp" / width="770" height="529"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong>HENİPAVİRÜS AİLESİNDEN GELİYOR</strong></p>

<p>DailyMail gazetesinde yer alan bilgilere göre 'Camp Hill' isimli bu virüs Dünya Sağlık Örgütü'nün en büyük pandemi tehditleri arasında yer alan ve bulaştıkları insanların yüzde 70'ine kadarını öldüren ölümcül Nipah ve Hendra virüslerini de içeren henipavirüs ailesinin bir parçası.</p>

<p><strong>İNSANLARA BULAŞABİLİR Mİ?</strong></p>

<p>Virüs sivri farelerin böbreklerinde bulundu, bilim insanları bu nedenle virüsün insanlarda da aynı organlara saldırabileceğini düşünüyor. Camp Hill virüsüne en yakın henipavirüs, Çin'de farelerden insanlara geçen Langya virüsüdür. Bu durum virüsün fareden insana bulaşma ihtimalini güçlendiriyor.</p>

<p></p>

<p><strong>TÜM İNSANLIĞI TEHDİT EDEBİLİR</strong></p>

<p>Ulusal Çevre Sağlığı Derneği'nden halk sağlığı uzmanı Dr. David Dyjack, DailyMail'e yaptığı açıklamada bu tür yeni bir virüsün 'tüm insanlığı tehdit edebileceğini' belirtti ve “Halk sağlığı alanında bizi endişelendiren şey, virüsün ölüm oranının yüksek olması. Eğer mutasyona uğrayıp bir insana bulaşırsa ve bazı hayvanlarda gördüğümüz gibi böbreklere saldırırsa, bu tüm insanlık için büyük bir tehdit olabilir" dedi.</p>

<p><img alt="67A491Ad163Db1380162782C" class="detail-photo img-fluid" src="https://snmediaat.teimg.com/snmedia-at/uploads/2025/02/67a491ad163db1380162782c.webp" / width="770" height="491"></p>

<p><strong>PANDEMİYE NEDEN OLUR MU? UZMANLAR FARKLI GÖRÜŞLER SUNUYOR</strong></p>

<p>Dr Dyjack da "Beni geceleri uykusuz bırakan üç şey olduğunu söyleyebilirim: Birincisi nükleer bir savaş. İkincisi değişen iklimin etkileri ve üçüncüsü de küresel bir pandemi." diyerek&nbsp;Camp Hill virüsü&nbsp;konusundaki pandemi endişesini dile getirdi.</p>

<p>Epidemiyolog Dr. Donald Burke gibi diğer uzmanlar ise yeni virüsten daha az endişe duyuyor. Burke DailyMail.com'a verdiği demeçte Camp Hill'in 'bir salgına yol açmasının muhtemel olmadığını' söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Hürriyet</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.snmedia.at/abdyi-alarma-geciren-virus-camp-hill</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Feb 2025 19:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://snmediaat.teimg.com/crop/1280x720/snmedia-at/uploads/2025/02/67a48f59163db1380162781b.webp" type="image/jpeg" length="28965"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
